Köşe's profileKöşe Yazarları Spaces'iBlogLists Tools Help

Blog


    August 02

    Bindik Bir Boynuzluya (2)

    Selâm:)

    Mehpare teyzeniz kahveyi yaptı, içtik.. Malum, yaşlı insanlarız biz, kahve içmemiz bile bir haftamızı alıyor. Artık ikinci bölümü anlatabiliriz. "Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayınız" linkine tıklayıp okuyacak kadar üşengeç olan vatandaşlar için kısa bir özet geçeyim isterseniz :)

    Efendim, uzuuuun yıllar önce bir pazar sabahı Arnavutköy'deki evimin sıcak yatağında uyurken hunharca kaldırılıp rahmetli ablam ve arkadaşlarının Büyükada gezisine dahil ediliyorum. "Boynuzlu" tabir edilen elektrikli otobüslerin birine bindirilerek Eminönü istikametine sürükleniyorum. Durum bundan ibaret. "Koskoca yazıyı bu kadarcık konuyla mı yazdın" diye sormayınız. Bu ekonomik krizde bu kadar konuyu bulduğunuza şükrediniz. Kendi köşemizde yuvarlanıp gidiyoruz. Bu bakımdan en iyisi, siz de beklentilerinizi fazla tutmayıp bu basit ve mütevazı ama edepli konuyla iktifa ediniz.

    Gelelim boynuzlu yolculuğa...

    Arnavutun köyünden itelediler bizi boynuzluya abicim. Elektrik gücüyle çalışan otobüste sabahın o saatinde, bir iki kişi haricinde kimsecikler yok. Araç hiç durmadan ilerliyor çünkü yolda başka araba yok. Duraklarda nadiren duruyor çünkü bizden başka sivri akıllı yok.

    Bu çilekeş durum karşısında aklım hala sıcacık yatağımda. "Acaba ortalama soğuma süresi ne kadardır, bir yolunu bulup ablayı kandırsam ve geri dönsek hala sıcak mıdır, soğumuşsa bile ne kadar zamanda ısınır " gibisinden acınacak düşünceler içerisindeyim. Meğer ben bu ıstırapla otobüse binerken ablamın arkadaşları olan üç uydu ablayla daha buluşmuşuz ve fakat benim bundan haberim yok. Ben bu ultra ablaların farkına ancak Beşiktaş'ta varabildim.

    Beşiktaş deyince aklıma geldi. Geçen hafta bu yazının ilk bölümünü yazdığımda oturduğum netcafenin yan tarafında, Galatasaray - Kocaeli maçı vardı. Bu hafta başka bir yerdeyim. Daha kaliteli bir yer. Derbi maç var ama izleyen yok. Hüznükomik radyo yayınından maçı dinliyorum. Ümit Karan golü attı. Kimse kimsenin annesine küfretmiyor.

    Boynuzlunun gazına basalım biraz ve Eminönü'ne gelelim.

    Eminönü'nü ilk anda tanıyamadım. İçimden "yahu bu Yenicami, Eminönü'nde değil miydi, ne işi var bu ıssız yerde" diye düşündüm. Sabahın körü, ortalıkta kimse olmayınca tanıyamadım haliyle. Yenicami merdivenlerindeki güvercinler bile henüz uyanmamışlar. (Aslında bu cümleden ne de güzel şiir olur. Mesela şöyle yazsak:

    Uyanmamıştı
    Güvercinler
    Yenicami'nin merdivenlerinde,
    Ve sen de uyuyordun sevgilim
    Kalbimdeki evinde...
    Kalbim... ellerinde....

    ...böyle bir şey olabilir mesela.. neyse.. biz işimize bakalım, bulaşmayalım böyle işlere)

    Bu arada Ümit Karan bir gol daha attı. Bizim köşemiz çok amaçlıdır sayın arkadaşlar. Mizah öyküsü anlatırken okurlarımıza değişik hizmetler de sunuyoruz icabında. Yeri gelir arada şiir ihtiyacı karşılanır, yeri gelir maç haberleri verilir, arada dolar mark paritesi hakkında bilgi verilir, borsa haberleri iletilir. Bayinizden ısrarla isteyiniz.

    Eminönü'nün ıssız hali beni aldatmıştı. Hala bir yanlış olduğunu, bu şehrin bu kadar boşalamayacağını düşünüyordum. Adalar İskelesi'ne doğru yürümeye başladık.

    O zamanlar Eminönü Meydanı'nın şekli çok mu değişikti, arada bir yapı mı vardı, bilmiyorum ama Adalar İskelesi'ni tam göremiyorduk önce.. Bir noktadan sonra birdenbire zart diye karşınıza çıkıyordu ve benim karşıma zart diye çıktığında, benim içim de yarılıverdi cart diye.. Bütün İstanbul halkı toplanmış, bana şaka yapıyor zannettim. Bakın bu cümlede çok ciddiyim:)

    Gerçekten öyle zannettim çünkü uyandıktan beri görmem gerektiği halde göremediğim şehir insanları bir anda karşıma çıkmıştı. Adalar İskelesi'ni bilen bilir. Büyükçe bir alandır. Ve o alan, mahşer yeri gibiydi. Gerçi mahşer yerini görmüşlüğümüz yok ama öyle derler ya hani.. Akıllara ziyan bir insan kalabalığı. Upuzun bir sıra ki genişliği beş altı insan genişliğinde.. Bu sıra turnikelere atılmak üzere jeton alabilmek için. Bu sırada azimle bekleyip jetona ulaşırsanız yeniden sıraya girip vapura biniyorsunuz. İyi ama nedir bu adalar manyaklığı ve niyedir bu sabahın köründe adaya gitme deliliği? Bir gün 24 saat değil mi? Sabahın köründe buralara gelmezsek bizi adaya almıyorlar mı?

    Bu soruların yanıtını yıllar sonra da aradım ve maalesef bulamadım. Ada sefasının raconu sabahın köründe kalkıp yollara düşmektir. Sirkeci - Adalar arası birkaç saat çektiği için insanlar doğal olarak gidişlerine değsin diye biraz erken gitmeyi tercih ediyorlar. Maalesef vapurlar da aynı vapurlar olduğu için mesafe bir türlü kısalmıyor. Deniz otobüsleri çıktı sonradan ama onların bilet fiyatı da utanmasa adayı satın alır.

    Neyse muhteremler. Camel Trophy misali bir aktivite olan jeton alma eylemini hayırlısıyla tamam eyledik. İskeleye yanaşmış bulunan bir Şirket-i Hayriye vapuruna adım atıp açık havada püfür püfür bir yer bulup oturduk. Gençlerimiz bilmez, Şirket-i Hayriye, bugünkü şehir hatları işletmesinin ilk kurulduğu zamanki ismidir. Tamam, kabul ediyorum, bu "eski zamanlardı o zamanlar" muhabbetinin cılkını çıkardık ama yazıya böyle başladık bir kere.. idare edeceksiniz. Bu yazı bitsin, size söz, çok modern bir konu yazacağım. (Hadi şimdiden söyleyeyim, borsa mevzusuna gireceğiz birlikte)

    Rüzgârın etkisiyle iyice uyanmış Marmara'yı seyre dalmıştım. Bu arada, istemediği halde getirilmiş çocuk olmanın bütün gereklerini yerine getiriyor, mızmızlık sanatını icra ediyor, her şeye burun kıvırıp vapur büfesinde ne kadar meşrubat ve şekerleme varsa hepsini istiyordum. Tabi hiçbiri alınmıyordu ama yine de karizmayı çizdirmiyor ve zırlamaya devam ediyordum. Meğer yolculuk 3 saat kadar sürüyormuş. Zırlamaktan yorulduk tabi.. Biraz dinlenip adaya ayak basınca iyice zırlamak üzere sustum.

    Netekim adaya bastım ve fakat zırlamadım. Çünkü zırlayacak bir şey bulamadım. Pek de bilmediğim için ve hayatımda ilk kez adaya çıktığım için öncelikle sağıma soluma bakıp ortamı kavramaya çalıştım. O zamanlar "ada" kavramını gavur filmlerinden görmüş olduğumuz için ilk anda bir şaşkınlık geçirdik tabi. Bizim bildiğimiz ada, sahillerine dalgalar vuran, altın kumsallarının arkası orman olan, etrafta palmiye ağaçları bulunan ve mutlaka bir kazazede olarak sarışın bir hatun kişilikle yalnız başınıza kıyıya vurduğunuz bir yerdir. Oysa ne biz kazazedeyiz (aslında ben kazazede sayılırım da) ne ortalıkta palmiye ağaçları var ne de sarışın hatun var. Aslında ben tamamen sarışın hatun derdindeyim ama ortada derman olacak kimse yok. Yaşımız küçük gerçi ama bugünler için yatırım yapma bilincim gelişmiş demek. Neyse. Ortada plaj, kumsal falan da yok... Bildiğimiz şehir lan burası. Çarşısı falan var.. "Ada dedikleri böyle bir yerse, Robinson Crusoe ne diye zırlıyormuş ki " diye düşündüm haliyle.

    Yazlık bir evimiz vardı. Gerçi hala var ya... Oradan gelen bir alışkanlıkla yaz mevsimi bir yere gidince haliyle plaj arıyorum. Adaya ayak basınca rahmetli ablam ve uydu ablalarla küçük motorların olduğu bölüme yöneldik. Plaja o motorlarla gidecekmişiz. Bindik ve gittik.

    Motor adanın arkasını dönüp yaklaşık 20 yıl sonra abonesi olacağım ve bir çuval hatırayı kumlarına gömeceğim plajı görünce "hah işte zırlamanın zamanıdır" deyip feryadı bastım. Avuç içi kadar bir alanın içine yaklaşık iki bin kişi doluşmuş, bir o kadar insan da denizin içinde oynaşıyor. Plajın kumu nadiren görünüyor ve o görünen kumlar da inşaat kumu biçiminde.. "Bu ne beee, ben buraya girmeeem, uvaaaa, bööö , anneme söyliyceeem, sarışın kazazede nerdeee beeee" diye zırlamaya başladım. Son kısma bir anlam vermeseler de ilk kısımlara hak verdi ablalar.. Gerçekten burada denize girilmezdi. Yolculuk boyunca ilk kez dediğimi yaptırdım ve denize girmek için başka yer aramaya başladık. Sarışın kazazededen ümidi kestik.

    Ve işte günün işkence olan kısmı o noktadan sonra başladı. Ormanlık bir arazinin denize birleşen kısmında bir yer bulundu. Getirilen ıvır zıvır kumsal için getirilmiş. Kurumuş çimlerin ve çam ağacı döküntülerinin üzerine kurulan bir yerleşim. Kayalıkların oradan denize girme çabaları. Ayağımıza batan kayalar, oturduğumuz yerde ayağıma sağıma soluma yapışan topraklar, yapraklar, kurumuş çam ağacı dalları vs. Ben alışmışım, kumsalda takılmaya, kayalıklar ve toprak rahatsız edici. Zırlamıyorum çünkü durumdan ablalar da rahatsız. Nereden bulduysam Arnavutköy'den bir arkadaşımı bulmuşum. Bir şekilde günümü şenlendirmeye çalışıyorum ve fakat fiziki şartlar buna müsait değil. Toprak ve otlar bulaşmış vücudumuzla ellerimizle, yemek yeme çabalarım vs.. Sonunda günü bitirdik ve kendimizi Şirket-i Hayriye vapuruna attık.

    Her ada gezisinde rastlayacağınız bir kadro vardır. Bunlar 16-23 yaşları arasında olup genellikle tamamı erkektir. Bir tanesi mutlaka darbuka getirmiştir. Yanlarında bir adet halı, bir deste oyun kağıdı veya okey takımı, olmadı bir de teyp bulunur. Bunun yanında her türlü ıvır zıvır bulunur ama mayoları yoktur. Bir kısmı donla denize girer, bir kısmı yedek pantolonla. Sürekli gürültü halindedirler ve bütün insanların kendilerini izlediğini, en iyi kendilerinin eğlendiğini, diğer insanların kendilerine gıpta ettiğini düşünürler. Kazayla çevreden birileri ve özellikle de kızlar baktıkça, bu düşünceleri daha pekişir ve gürültü miktarını arttırırlar. Maalesef yolculuk dönüşü vapurda böyle bir gruba denk geldik. Darbukalarını çıkardılar ve üç saat boyunca karga sesleriyle kimseye aldırış etmeden çaldılar, söylediler. Repertuarda ne ararsan var. Susmak yok.

    Netice-i mirkelâm.. Eve geldik.. Ev halkı ne olduğunu, gezinin nasıl geçtiğini sordu. Babama acayip kırgındım. Beni ateşe atmıştı. Kendi kendime "ulan bir daha adaya gidersem iki olsun" dedim. O zamanlar küfür etmesini bilmiyorum. Edemedim tabi. İyi ki de etmemişim. Bu sözümü ancak 16 yıl kadar tutabildim. İşin komiği 16 yıl sonra ilk adaya çıkışımda iskeleden ada içlerine doğru yürürken iki tane gencin hırslı ve sinirli adımlarla iskeleye doğru yürüdüğünü fark ettim. Bir tanesi tam yanımdan geçerken şöyle dedi: "ulan bir daha adaya gelirsem...." Delikanlı küfür etmesini biliyordu ve bütün maharetini gösterdi.

    Demek ki tarih, gerçekten tekerrürmüş.. Ada sefalarında bile...:)

    Tatlı kalın:)

    INTERNET Mİ? KAPKAÇ MI?

    INTERNET Mİ, KAP KAÇ MI DAHA TEHLİKELİ?

    Son günlerde kulağıma oldukça sık olarak bazı söylentiler gelmeye başladı... İlk başlarda söylentidir nasıl olsa diye kulak asmamıştım... Lakin artık bu söylentiler o kadar çoğaldı ki ufak bir araştırma yapmak istedim... Bir aylık incelemelerim ve de takiplerim sonucunda söylenenlerin gerçek olduğunu gördüm...

    Hanımlara müjde verelim... Artık yeni bir derdiniz daha var... Ne mi? Anlatayım... Kalabalık ortamlarda dolaşan, ve ellerinde ufak boyutlarda cep telefonu veya dijital fotoğraf makineleri bulunan bazı asalaklar, özelliklede kısa ve mini etek giyen bayanları gözlerine kestirip takip ediyorlar... Takip ettikleri kişilere iyice yaklaştıktan sonra, ellerinde konumlandırdıkları bu cihazlar sayesinde gizlice etek altından görüntüler çekip Internet üzerinde yaymaktadırlar... Evet, zaten bayanların hali hazırda bir kap kaç derdi vardı, bir de üstüne havalarında ısınmasıyla yazlık elbiselerini giyen hanımların foto şipşakçılara yakalanma derdi çıktı...

    Bu çekilen fotoğrafların Internet üzerinde yayılma hızı ise müthiş.. Emin olun en iyi bir virüs bile bu kadar hızlı yayılamaz... Çekilen fotoğrafın bir forum sitesine konması yeterli... İki gün sonra Internet dünyasında müthiş bir üne kavuşuyorsunuz.... “İstiklal Caddesinde müthiş etek altı görüntüleri, Metro merdivenlerinden mükemmel görüntüler, halk otobüsünde dekolte süper göğüsler...” Bunun gibi başlıklar altında toplanan bu fotoğraflar hemen bütün forum sitelerinde yayınlanmakta...

    PORNO DÜNYASINDA DEVRİM

    Yukarıda anlattıklarım işin sadece beyaz tarafı... Bu konuyu araştırırken daha farklı ve iğrenç gerçeklerle de karşılaştım... Vatandaşlarımız porno dünyasında gerçekten devrim yapmışlar... Eskiden bu konuda Aydemir Akbaş, Dilber Ay, Zerrin Egeliler gibi isimler vardı... Günümüzde ise hiç kimsenin tanımadığı, adını bile bilmediği halkın içinden sevgililer var... Sevgilinizle dolaştığınız sırada aşka gelip öpüştüyseniz ve de şipşakçılar sizi yakaladıysa yandığınızın resmidir... Emin olun ertesi gün yüz binlerce kişi sizin bu görüntülerinizi izleyecek ve tanıyacaktır... Bir de kendi sevgilisini gizli kameraya çeken şahsiyetsiz kişiler var... Eve sevgilisini getirip aşka getiren bu asalaklar, hanım kişinin uygunsuz vaziyetlerini görüntüleyip Internet üzerinden teşhir etmekte... İşin daha kötüsü gizli kamera olmayanlar... Sadece “ufak bir hatıra” adı altında aşklarını kameraya kaydeden bu sevgilileri kısa bir süre sonra Internet’de rahatlıkla bulabilir ve ülke nüfusuna nasıl katkıda bulunulduğunu aleni bir şekilde izleyebilirsiniz... Ateşleri başlarına vurduklarından mıdır nedir, ayna karşısına geçerek kendi çıplak pozlarını çekip, kendilerini teşhir eden genç kızlarımıza ve hanımlara hiçbir şey demiyorum zaten...

    Bu iş öyle ilerlemiş ki, neredeyse yepyeni bir sektör haline gelecek... Hoş, hali hazırda zaten bir porno sektörü vardı, bir de amatör pornocular çıktı... Yapmış olduğum araştırmanın sonuçları bu şekilde çıkınca kendi kendime düşündüm... Şimdi acaba bayanlar için kap kaç mı daha tehlikeli, yoksa Internet mi? Ben hala düşünmekteyim... Siz de düşünün! Sizce hangisi daha tehlikeli?

    Atıf YILDIRIM (2.8.06)

    August 01

    UMUT

    Umutlar kapılmamak içindir merak etmemek için umuda kapılma bir gün gelecek
    Şans kapıyı çalacak sen de o zaman beyaz perdeye çıkacaksın diyeceksin ona gözlerine
    Bakıp da umuda kapılarak kar tanesi kadar kanı ,  teri yüzümden attım neden neden sevme Beni sevme hiç gerek yok ama geçmişler geride kalacak umuda kapılmaman gerekir Sevinçler gülmek için kederler ise üzülmek için değildir umuda kapılanlar için
    Hatırla bir kez beni ben senin için hiç umuda kapılmadım sende kapılma hadi
    Gel bana...

    GÜZEL ÇOCUK

    bir çocuk vardır içinde saklı ama o kimseye benzemez yüreği sevgi dolu
    şımarık çocuğa benzemez
    sen de yüreği sevgi dolu gençsin evet anlarım ben ben profesörüm ben ya
    öyleyse başkalarının ne dediği seni ilgilendiriyorsa başkaları da senin işine muhatap olur sen
    kendi haline bak!
    neyse olan olacak bir çocuk vardı diye dedikodu yapma o yüreği sevgi dolu
    genç oldu seni hiç dinlemez çünkü işe yaramaz yalanla dolanla uğraşmaz uğraşmadığı gibi yüreği var sevgi dolu
    sen onun yanında bir hafta kalacaksın belki ona benzeyip adam ol! yada
    insanlıksız biri ol
    sen bence bir dinle şunu güzel çocuk şımarık çocuğa hiç benzemiyor de
    anlamışsındır ki o güzel çocuğu ona benzeyerek öğrenmişsen ne mutlu sana ne mutlu bizlere

     

    (bunu 13 yaşındaki çocuk yazdı ne acaba?)

    July 26

    YILMAZ ERDOĞAN'DAN SESLENİŞ-"Yalvarıyorum"

     BU bir mektup.Kuş, güvercin kanadına yazıldı.Kimin vicdanına konarsa o okusun diye.Ölüm üzerine...
    Mayın üzerine...
    Kürt meselesi... Türk meselesi üzerine.
    Güzel kelimeler... Ve çirkin kelimeler üzerine.
    Ölüme doğru yapılan bu korkusuz koşudan korkuyorum. Mayınlarla parçalanan kardeş cesetleri odamda, yanıbaşımda duruyorlar.
    Yazdığım her kelimeye daha bir dikkatle bakıyorlar.
    Onlar dün parçalandılar.
    Yazıklar olsun diye başlıyor aklıma gelen her cümle şimdi.
    Yazıklar oluyor zira, insanın biriktirdiği en güzel şeylere.
    Yazıklar oluyor, bir çocuğun Kürtçe, Türkçe veya her ne hal ve her ne dilde ise gülümsemesine...

    HER SİLAH ÖLDÜRÜR AMA MAYINDAN KAHPESİ YOKTUR

    Sevgiliye hediye almaya, pazar alışverişine çıkmaya, bir bebek sahibi olmaya, sigarayı bırakmaya, piknik yapmaya, bir insanı her şeyden çok sevmeye.... Yazıklar oluyor...
    Yazıklar oluyor hayatın bizzat kendisine.
    Yapmayın!
    Mayınlar döşemeyin geleceğinizin güzergáhına.
    Bu kalleşin ne zaman patlayacağı belli olmaz.
    Bazen yıllar sonra, bir küçük kız çocuğu çiçek toplarken denk gelir, bazen yirmi yaşındayken ve daha önce hiç görmediğin bir yerde, daha önce hiç tanımadığın insanların arasında hem anayasal hem siyasal hem mukaddes bir yolculuk sırasında....
    İnsanoğlu her melaneti icat etti; ama mayından kahpesi yoktur.
    Her silah öldürebilir, her zaman öldürme potansiyeli taşır; ama mayın MUTLAKA ÖLDÜRÜR.
    Mayın ıskalamaz! O birini mutlaka öldürür!
    Uğursuz bir pusuya yatar ve patlayana kadar, bir can üstüne basana kadar bekler.
    İnsanın icat ettiği EN ÇİRKİN şey silahtır.
    Ve silahların EN ÇİRKİNİ MAYINDIR!
    Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin dağlarımızda.

    EN GÜZEL KELİME 'BARIŞ' ARTIK SOYTARI KELİME

    Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkán da yok lüzum da.
    Aklın sesi, akılsızlık susmadıkça duyulmuyor.
    Ve o zaman akla sadece DURUN demek geliyor.
    Hemen şimdi DURUN!
    Hiçbir haber geçmiyor ajanslar artık, ölümsüz.
    İçinde acı olmayan gecemiz yok..
    Ne oldu diyorum yine, kim hangi korkunun, hangi uğursuz hesabın peşinde diye...
    Barış artık soytarı bir kelime...
    Her ağızda var; ama hiçbir yerde yok.
    Nerede bu barış?
    O, insanın icat ettiği EN GÜZEL kelime.
    Ama kelimelerle ne isterseniz onu yaparsınız.
    Barış dersiniz; ama savaş manasınadır. Hatta bütün savaşlar barış için yapılır. Ve herkes adil bir barış için savaşır. Ve akıl der ki, aslında savaşmıyorsanız barışmaya başlamışsınız demektir.
    Bir barış için yapılması gereken ilk ve belki de tek şey savaşmamaktır.
    Silahlar patlamaya başlamışsa orada insanın bulduğu güzel kelimeler orayı terk eder.

    SEVDADAN GAYRISINA AĞIDIMIZ OLMASIN

    Kelimeler de ölür bazen... Ve kelime cesetleriyle yaşanmaya başlar hayat.
    O kelimelerin, o cesetlerin... Nece olduğu, yani bu ölülerin ölürken son nefeslerinde hangi dilde konuştukları artık akılsızlığın gölgesinde soğuyan HAYATIN, YAŞAMANIN ta kendisidir.
    Ölen yirmisindedir.
    Artık, ardından söylenen ağıtlar kalır.
    Ve Anadolu'da ağıt sıkıntısı yoktur.
    Kürtçe'de de, Türkçe'de de binlerce ağıt vardır.
    Hatta aynı ağıtın hem Kürtçe'si hem Türkçe'si vardır.
    Yürek yakmak iyi bir işse, ikisi de eşit derecede yürek yakmaktadır.
    Ama yüreğimizde artık dağlanacak yer kalmamıştır.
    Sevdadan gayrısına ağıdımız olmasın artık.
    Şimdi hepinizin huzurunda yalvarmak istiyorum.
    Gördüm anladım, yapacak hiçbir şey kalmadıysa yalvarıyorum işte.
    Kendimi küçük düşürmek istiyorum.
    Taviz vermek istiyorum.
    Kimin elinde bu kanı durduracak bir güç varsa, ister şeytana tapsın ister puta, ister bir tek Allah'a...

    DİZLERİMİN ÜSTÜNE ÇÖKTÜM YALVARIYORUM

    Kimin dudaklarının ucundaysa bunca gencecik hayat, ben ona yalvarmak istiyorum.
    Ne olur? Bu işi durdur.
    Ben siyaset miyasetten bahsetmiyorum. Dizlerimin üstüne çöktüm, "Bu genç ölümleri durdur" diyorum.
    Kimse ateş etmesin kimseye.
    Hiçbir gerekçeyle.
    Hatta kendini savunmak için bile...
    Çünkü savunmaya başlayana kadar masumsun ve masum güzel bir kelime, masum kal...
    Kim hangi mayının yerini biliyorsa yalvarırım söylesin.
    Bir káğıda yazsın, bir şişeye koysun, suya salsın söylesin.
    Kim hangi mayının yerini biliyorsa, kimin gücü yetiyorsa olası ölümlere engel olmaya, ona yalvarıyorum işte.
    İster şeytana tapsın ister puta, ister oralı olsun ister bizim buralı. Gücü yetiyorsa eğer durdursun bu işi.
    Ben, bir yurttaş, bir insan olarak kendimi küçük düşürüyorum.
    İşte açık açık yalvarıyorum, durdursun durdurmaya gücü yeten.
    Süresiz ve sonsuza kadar.
    Yalvarıyorum.
    Dizlerimin üstüne de çöktüm ve ağlıyorum işte.

    YAZGI BİRİNİ KIŞLAYA BİRİNİ DAĞLARA GÖTÜRMÜŞ

    Sonra sabahlara kadar tartışalım.
    Ama şimdi durdur. Yalvarırım.
    Gençler, çocuklar ölüyor, hepsi kardeş, hepsinde aynı muska, aynı yazgı, aynı televizyon, aynı futbol, aynı hayat...
    Hepsinin gerisinde dualara bürünmüş paramparça bir sevdalı.
    Hepsi genç, hepsi güzel... Hepsi Türk, Hepsi Kürt... Gençler... Yazgının biri kışlaya, diğeri dağlara götürmüş...
    Kürtçe'de "cehel" derler.
    Kulağa cahil gibi gelir; ama "henüz bilmez" manasındadır, henüz yolun başında manasında...
    Yalvarırım ne olacak...
    Benden ne eksiltecekse bu yakarış eksiltsin, maksat hayat çoğalsın bu dünya cennetinde.
    Bir yangında hep güzel kelimeler yanarken, çirkinleri hayatta kalır...
    Kınamak, sövmek, hangi haklı gerekçeyle olursa olsun yangına körükle gitmek.
    Ben kimseyi kınamıyorum, ben kimseye sövmüyorum, ben bu işin tamamını SEVMİYORUM.
    Kurtulalım istiyorum bu vebadan.
    Kimseyi haklı bulmuyorum, kimseyi haksız bulmuyorum.
    Küstüm.

    'MIRIN' DENİR KÜRTÇE'DE 'ÖLÜM'DÜR TÜRKÇE'DE

    Konuşmuyorum bu konuyu...
    Silahlar susana kadar "SİLAHLAR SUSSUN"dan başka konu konuşmak istemiyorum... İstemiyoruz.
    Ölmenin, öldürmenin hiçbir türünü, çeşidini sevmiyorum.
    Ben genç bir hayat kurtulsun istiyorum her tür kavgadan.

    Hatta kavgayı öven şiirlerden bile uzak dursun istiyorum.
    Her çocuk çirkin kelimelerden uzakta yaşasın istiyorum.
    Eğer o kelime çirkinse, çirkinin hizmetindeyse, Kürtçe söylemişin, Türkçe söylemişin çıfayda...
    Hiçbir dil çirkin bir kelimeyi güzelleştiremez.
    Ölüm her dilde çirkin bir kelimedir.
    "Mırın" denir Kürtçe'de.
    Anadolu'da konuşulan bütün dillerde karşılığı vardır.
    Bunların içinde resmi olan "ölüm"dür. Türkçe'dir.
    Ve ölüm kelimesi, resmi ya da gayri resmi her dilde eşit derecede çirkindir.
    "Yaşam"a gelince....
    Kelimelerin en şahanelerinden.
    İçi açık açık ve kelimenin her manasıyla "hayat" doludur...
    Ve hayat, varlığından emin olduğumuz tek şeydir...

    DİL, BİR OLUŞLAR ZİNCİRİNİN SONUCUDUR

    Kürtçe'de "jiyan" denir.
    Yaşam, her dildeki en güzel kelimedir.
    Belki bir tek rakibi vardır, o da "aşk"tır elbette.
    Aşk...
    Kürtçe'de "evin" denir.
    Bu kelimelerin içinde resmi olan "aşk"tır; ama aşk kelimesi her dilde eşit derecede güzeldir.

    Anadolu'da en az iki kişinin birbiriyle konuşup anlaştığı bir dil varsa ben onu bile öğrenmek istiyorum.
    Sadece iki kişi bir dil icat etsin, ben çok merak ederim onu.
    Çünkü bu iş öyle kolay değildir.
    Dil yani lenguiç, çok geniş ve karmaşık bir sesler organizasyonudur.
    Ve bir dilin oluşması, hiç kimsenin tasarlamasına imkán bulunmayan ve yüzyıllar boyu süren bir olaylar, oluşlar zincirinin sonucudur.
    Bazı insanlar başka seslerle, bazıları başka seslerle anlaşırlar...
    O sesler onların bünyelerinden, yani hayatlarının, kuşaklar boyu yaşamışlıklarının içinden süzülerek akar.
    Sonuç her zaman mükemmeldir.
    Çünkü bir dilin yapımında milyon, milyar insanın katkısı vardır ve bu katkı o insanlar yaşadıkça devam eder.

    'ACI'NIN YANINA 'ŞİFA' 'İNTİKAM'A 'BAĞIŞLAMA'

    İşte bu yüzden bütün diller, insanoğlunun en büyük, en mucizevi eserleridirler.
    Ve dil akışkan bir şey, düpedüz bir nehirdir.
    Bünyesine uyan her su içine akar.
    Her dilde başka dilden göçmen kelimeler vardır.
    Onlar o dilin yurttaşı olurlar sonra.

    Buna bazısı yozlaşma der; ama "yozlaşma" zaten çirkin bir kelimedir.
    Güzel dil ya da çirkin dil diye bir şey yoktur.
    Hepsi şaşılası bir kolektif çabanın ürünü, birer insan harikasıdır.
    Güzel kelimeler vardır, çirkin kelimeler vardır.
    Ve bunlar bütün dillere eşit sayıda yayılmıştır.
    Her çirkin kelimenin yanına bir tane iyisini eş edeceğiz.
    "Acı"nın yanına "şifa", "zor"un yanına "çaba", "intikam"ın yanına "bağışlama"....
    "Ölüm"ün yanına "hayat"!
    Sivil olan, sivil hakların geliştirilmesini isteyen bir yurttaş, silaha hiçbir zaman elini sürmemelidir.
    Haklılığını sivilliğinden alan kişi sivillikten vazgeçerse haklı olmaktan da vazgeçer...

    RESMİ OLANI TÜRKÇE'DİR AMA HEPSİ ÖZGÜRDÜR

    Artık sivil de değildir haklı da.
    Bir dilde manası çirkin olan, yani çirkin bir şeye isim veya duruma sıfat olan kelime sayısı artmışsa işte o zaman o dil, evet "yozlaşıyor" demektir.
    Dil yani lenguiç, iyi kullanılmazsa tehlikeli olur.
    Çünkü dil, her türlü kullanıma müsait mükemmel bir ses organizasyonudur.
    İnsanları başkalaştırır.
    Ama "başka"dan korkmaya gerek yoktur.
    "Başka" güzel bir kelimedir.
    Çünkü aslında aynı dili konuşan, konuşmayan herkes "BAŞKA"dır.
    Ve başka, başkalık güzeldir.
    Başkasının başkalığıyla birleşiriz ve bu birleşme bazen AŞK diye patlar.
    Ve aşk nerede olursa olsun kendisi dışındaki her şeyi önemsizleştirir.
    Biz kendi bahçemizdeki dillerin hepsini bilek, öğrenek, bir de üstüne İngilizce, Fransızca filan çakıp dünyanın karşısına çıkak.

    Diyek ki bizim bahçede insanoğlunun şu kadar senede imal ve muhafaza ettiği diller, hazineler var!
    Süryanice var, Keldanice var, daha araştırsak bulacaklarımız var...
    Bunların içinde resmi olanı Türkçe'dir.
    Ama hepsi Türkçe kadar özgürdür diyelim.

    KÜRTÇE'Yİ CENDEREDEN TÜRKÇE KURTARACAKTIR

    (Hem belki diğer dişlerini de yaptırmasına yardım edebiliriz şu tek dişli, tek taşlı medeniyetin.... "BİZ"i düzeltirsek herkesi düzeltiriz.)
    Hepimizin eşit derecede duyacağı bir gururla dünyaya diyelim ki:
    Bizzat Türkçe'nin kendisi diğer dillerimizin güvencesidir.
    Çünkü onları özgürleştiren şeyler Türkçe yazılacaktır.
    Türkçe bizim ortak dilimizdir ve ortak kimliğimizi oluşturur.
    Ve Türkçe, güzel kelimeleriyle her şeyi iyileştirebilir.
    Kürtçe'yi bu cendereden çıkarabilir.
    Alır bu Mezopotamyalı kardeşini, önce yaralarını iyileştirir.
    Onu özgürleştirir...
    Kürtçe'yi, korku salan, öfke çağrıştıran bir meselenin parçası olmaktan, bu hiç hak etmediği yankısından Türkçe kurtaracaktır.
    Çünkü DİL güncel bir mesele değildir.
    Güncel bir kavganın konusu olması, hiç hak etmediğimiz bir trajedidir.
    Ve kavga da (ki Kürtçe şer denir), trajedi de (ki ona Kürtçe'de de trajedi denir) çirkin kelimelerdir.
    Elbette bütün kelimelerle ilgili kullandığım "güzel" ve "çirkin" kelimeleri tırnak içindedir.
    Bazı tırnak kalın, bazısı incedir; ama hepsi tırnak içindedir.
    Çünkü asıl güzel olması gereken, kelimelere yön veren mekanizmadır ve bildiğim kadarıyla ona da akıl denir.

    TAKATİMİN SONUNDAYIM ELİMDE SADE KELİMELER

    Akıl dilin patronudur ve hiçbir zaman ve hiçbir koşulda yetkilerini akılsızlığa, öfkeye devretmemelidir.
    Bu bir mektup.
    Kanamalı bir güvercinin kanadına yazıldı.
    Hangi yüreğe konarsa o okusun ve bu ölümcül gidişi durdurmak için yapabileceği bir şey varsa hemen şimdi yapsın diye yazıldı.
    Ölüm üzerine...
    Mayın üzerine yazıldı.
    Kürtçe meselesi, Türkçe meselesi üzerine bir yakarış bu.
    Ben... Yani kalemden başka silah, vicdanından başka pusula tanımayan, bilmeyen ben...
    Ne elimde dünyayı kurtaracak bir bilgi var, ne düşleri aydınlatacak bir lamba...
    Elimde sade kelimeler...
    Dizlerimin üstüne çöktüm, ağlıyorum.
    Takatimin sonundayım ve durun diyebiliyorum sadece.
    Yalvarırım... Durun!

    Durdurun!

    Yılmaz ERDOĞAN

     

     

    July 20

    BİR DOST...

    Merhaba

    Beni tanımıyorsun, en çok da bu yanını seviyorum sana yazarken.  

    Beni tanımanı istemiyor kalbim, sadece dinlemeni.  

    Dinlemeni ve aynı duyguları paylaşmanı benimle ..  

    Herkesten en yakın olacağız birbirimize.  

    Eğer susmazsak, paylaşırsak, saçma bulmaz, anlamlarda buluşursak. 

    Dar geçitlerden, karanlıklardan geldim buralara.  

    Yolum bitmedi daha biliyorum.

    Eskisinden daha güçlüyüm, en zor yollardan geçtim gibi.

    Geriye kalan yolda daha zorlu anlarım da olacaktır elbet.

    Ancak öylesine hazırım ki, öylesine ayakta kaldım ki, 

     daha ne olsa aşarım, aşacağım.

    Aklım hep geriye dönerdi, anılara, yaşanmışlara, 

     yaşanmamışlara.

    Bir balığın habersizce ecele takıldığı gibi,  

    takılırdı mazim yüreğime, dünüme, yarınıma.

    Yine takılmıyor değil zaman zaman.  

    Yine derinlere inmiyor değil gözlerim.

    Ama artık boğulası hıçkırıklar, pişmanlıklar yok.  

    Sanırım büyümek bu...  

    Büyümek nasıl bir şeydir diye meraklarım vardı.!

    Galiba görüyorum ve hissediyorum artık bunu.  

    Büyümek için, yaşımdan medet umardım.

    Hadi artık yaş kaç oldu, büyüt kendini. Nasıl?

    Rakamlarda değildi hüner,  

    yaşanmışlıklarla geliyordu olgunluk, tabi hüner buysa.

    Ve hala -sanırım- büyüdüm'lü yaşlar içindeyim.

    Çok tatlı ama! Çok umarsız her şey.  

    Buysa büyümek, geç kalmışım diyesim var.

    Düşünmemek her şeyi, dilediğince,  

    gönlünden geçtiğince, an'ı yaşamak; yarını yokmuşcasına.  

    Kaç yarınımız vardı ki zaten.

    İşte bunu kavramak. 

    Yarın yokmuş gibi yaparsa insan,  

    bugün daha başka yaşanıyordu yaşam.

    Daha, çok daha başka ..

    Gelen yarınlara, 

     gelecek günlere de bir şeyler götürmeliydi insan.

    Bu düne kadar ki düşüncem.  

    Eskiden yani dün mesela, yarınlar için hazırlık yapardım belki de.

    Hani herkes gibi. İyi bir işim olsun,  

    param olsun, düşünmeyeyim onu bunu.

    Bana göre değildi bunlar.

    Bunları yaparken, gününü göremiyordu insan.

    Bugünümden tat almadıysam yarınlarda  

    ne işime yarayacaktı elimdekiler?  

    Evet yarınlara bir şeyler götürmek zorunlu diyorsanız,  

    ben sevgi biriktireceğim.

    Eskisi kadar harcanmış değil.

    Seçilmiş yerini bulmuş sevgiler.  

    Biraz da aşklarımdan katacağım içine.

    Aşkı bulmakla, aşkın olmadığına inandığım köprülerden indim artık.

    Aşk vardı hatta aşklar vardı. Her şey aşktı.  

    Doyasıya yaşadığın, bugünündü aşk.

    Ne olduğunu anlamadan içine düşmeliydi aşkın, 

     senin olmayacağını bildiğindi aşk.

    Bir ömre hapsedilecek alışkanlıklar,  

    aynı sabahlarda uyanmalar, kavgalar gürültüler değildi aşk.

    Acı çekmeyi sevenler, seçimlerini  

    bu yönde kullananlara -bize- göreydi aşk.

    Acıtacaktın yüreğini, ah deliler gibi sevip,  

    geceleri uzatıp ardından sabahlara kanat açmalıydı  

    bitmiş aşklar, kuşlarca özgür.

    Çok sürmeden, arada kanatılacak yaralardı aşk.

    Ömürde kalan sevgiyse ne ala,  

    aşkı sığdıran varsa bir ömre, güler geçerim şimdilerde.

    Ansızın, sorgusuz, baş döndüren, bitecek sabahlardaydı aşk.

    Yüreğinde kelebekler uçmayacağı an`a kadar,  

    zincirlemek haksızlıktı.

    Güzel bir iz olarak kalsındı aşk.  

    Nefretlere, kinlere dönüşecekse, yaşanmasındı.

    Düne ihanet değil bu değişimim,  

    yarına armağan kendimden; kendimi.

    Yarınıma yorgun, yenik,  

    pişman bir ben götürmektense, aşkları rafa koymayı öğrenip, acılardan sıyırdım yüreğimi.

    İşte şimdi bulduğumdu aşk. 

    Sen! Dost; bu yazımı okurken  

    seni benimle paylaştığın için teşekkürler.

    Aşka inanan ama bir ömür sürsün diye  

    çırpınanlardansan, bırak yüreğindeki kuşu hemen, sal uzaklara.

    İnan durma.

    Sende benim gibi büyümediysen,  

    unutma sözlerimi. Aşkı benim tanımımla paylaştığında, 

    büyüdüğün andır.

    Hele bir de içinde kalmış bir sevgili varsa,

    hani doyamadığın, değilse çok uzaklarda,  

    ona sarılmak en muhteşem andır.

    Artık yaşam şimdidir.

    Günü uzatmak, yarından uzak kalmakla başlar  

    ve dünü anmamakla.

    Balıklar bile öğrendi, oltalardan uzak artık bir çoğu.

    Büyüyenler yüzmeye devam ediyor  

    ve oltalara takılanları seyrediyor, bizler gibi.

    Yemlere av olmaktan kurtulup,  

    kendi kendine doymayı öğrenmekle başladı her şey. Büyümekle ... 

    Mutlu ol ve sevdiğince sevil! 

    Bir Dost...

    DOST MUSUN?

    Dost musun? Öyleyse canın canımdır...Aynan olmalıyım...

    Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi...Hem sakınmadan, mertçe...

    Hani bilirsin, esirgemem lâfımı,Ne şekil gelirse, öylece...

    Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,Seni de dupduru isterim karşımda...

    Dostsan

    Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!Arkamdan şikayetlenme!

    Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme!

    Lâf değil, icraat beklerim senden!Öyle bak ki, hislerini görebileyim...

    Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!

    Dil dönerken söylenmeli her şey...Kulak duyarken anlatılmalı...

    Göz bakarken bakmalıyım sana...

    Can sağ iken sarılmalı...Keşkelere meydan vermemeli hayatım,

    Pişmanlıklarla yoğrulmamalı....

    Hayır!

    Dirime selâm vermeyen,Ölüme de fazla yaklaşmasın!

    Dostsan, ölmemi bekleme!Haklıysam, yaşarken savun beni!

    Yaşarken yanımda ol!

    İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!

    Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!Her söylediğimi onaylaman şart değil...

    Her yaptığımı beğenmen de gerekmez...

    Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma!

    Yadırgayabilirsin beni

    Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma...Kandırmanı aslâ kabul edemem!

    Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,Beni, bana sormadan yargılama!

    Her yediğimiz aynı olmaz belki,Her dakikamız birlikte geçmez...

    Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım...

    Belki her çağırdığında gelemem fakat,Derdine ortak ararsan, koşarım...

    Ben de herkes gibi insanım elbet,Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!

    Senin işin bu değil!

    Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında...

    Dostsan

    Küçümsemeden, küfretmeden,Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma...

    Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım,

    ama...

    Yorulduğum zamanlarda,

    Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına...Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim

    Ve bir deli kadar art niyetsiz...Uğruna seve seve hesabı şaşırırım...

    Görmezden gelebilirim yanlışlarını...

    Başkaları enayilik sayabilir,Başkaları akılsızlığıma yorabilir,

    Bunları dert bile etmem, ama,Sen, aslında aptal olmadığımı,Her an, tekrar tekrar hatırla!

    Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!

    Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum!

    Neyse, o olmalı insan...Kendisi olmaktan korkmamalı!

    Kendisi olmaktan kaçmamalı!Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama,

    Ben olduğum için bırakırsan beni,Yas da tutmam arkandan!

    Bedel mi?

    Ödemeyeceksen çıkma yola

    İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin...Kendince küser barışır, kendi kendini yersin!

    July 15

    KAN PERDESİ

    Umutlar yıkıldı silah sesleriyle...
    Sabahın güneşine dair umutlar feyatlarla, figanlarla kayboldu...
    Gözyaşları, dökülen kanlar misali sıcak zeminde birikmiş...
    Gözleri "kan perdeleri" ile kapatılmış, "antiterör" ideolojisini benimsemiş sahtekar insan müsvetteleriydi, huzura düşmanlık eden...
    Kağıt üzerindeki mutabıkıyla terör düşmalarıydı bu "karambol denklem"e sessiz kalanlar...
    Unutulmayanlardı babasını ölüme teslim eden çocukların haykırışları...
    Evsiz kalanlar, aç kalanlar...
    Aslında insanlığın can çekişmesiydi bunlar...
    Susmakla yetindik, izlemekle yetindik sahtekar emperyalist yayınların vahşet enformasyonlarını...
    Sadece izlemekle yetiniyoruz gözleri kan perdesiyle kapatılmış, ecel yolu gözleyen cami duvarına işemekle sabıkalı zavallı canlıların yaptıklarını...
    Biliyoruz bir gün yok olacaklarını...
    Biliyoruz bir gün kan perdesinin gözlerden kalkacağını...
    Biliyoruz can çekişen insanlığa dair duyguların hayata inat yaşayacağını, bir ümtle...
    Yok olacak "antiterör" ideolojisi sahtekar zavallı canlılar...
    Yok olacaklar, gözlerindeki "kan perdesi" ile...
     
    Murat Yavuz
    09/07/2006     01:58
    June 23

    Yitiyoruz...

     

    parkta oyun.jpg


    Bir reklam çıktı bugün televizyon izlerken..
    Slogan aynen şu:
    "eğlenirken,konuşurken,tatildeyken..bilgisayarım,xxx benimle..."

    bi kaç saniye boş gözlerle baktım televizyon hatırlıyorum.

    Sonra bir anda tepem attı..Ne demektir bu?

    -insanlar önünde bir fincan acı türk kahvesi eşliğinde konuşur..


    -insanlar elinde birasıyla bağıra çağıra maç izlerken eğlenir..

    -insanlar deniz kenarında bir şezlongda uzanarak,suyun sesini dinleyerek tatil yapar.


    insanlar eski,memleket kokulu yaz günlerini,kış gecelerini,
    "hayatımızı kolaylaştıryor"etiketi altında cebren ve hileyle sindirdikleri teknoloji yüzünden kaybettiler.

    ne acı..
    bunları söylemek için ben bile gençken..
    bunları benim de hissetmem ne acı..

    Daha bi kaç gün önce muhabetti oldu hatta..Herkes bir bilet istiyor bu aralar..
    tek kişilik..
    sadece gidiş..
    çocukluğun saflığına..

    Eskiden..Ne kadar güzeldi,eskiden..Daha az teknolojik,ama daha huzurlu eskiler..Yaz günleri,akşam yemeği hazır olup,annem eve çağırana kadar deli gibi oyun oynardım..
    ip atlardım,yakar top oynardım..
    sonra bakkaldan ekmeği alır eve giderdim..
    arkamdan ordu kovalar gibi yemeğimi yer,tekrar aşağı inerdim..

    koşardık,terlerdik,kirlenirdik,düşerdik..kanardık..üstümüz nevruz akşamları is kokardı ama;
    hiç birimiz şikayet etmezdik..

    şimdi cep telefonuma gelen lanet çaldır-kapat'lar yerine,ıslıkla çağırırdık birbirmizi...
    deli gibi koşardık ya..geberircesine..
    ne kadar özgür adımlar atardık,elimizde bu kadar özgürlük yokken..

    her akşam torba torba çiğdem çitlerdik,elimiz dudağımız tuz olur yanardı,biz gülerdik,kim bilir nelere..

    deli gibi pedal çevirirdik,ama geri salmazlar diye,eve su içmeye bile çıkmazdık..Sonra da yorgunluktan eve çıkar çıkmaz sızardık,gece eserken hafiften..

    kimsenin mail derdi yoktu,aşk mektupları,notları vardı,posta kutumuza,defter aramıza konan,gizliden..

    online-offline olma,simley ekleme,msn'de olma(!),chat yapma değil de;
    ip atlama,top atma ,oyun oynama,izin alma tamlamaları mevcuttu lûgatımızda..

    biz toprağa ayak basar,sinirmizi,enerjimizi boşlatırdık..
    şimdi tam tersi..

    çocuklar bilgisayar başında sürekli..
    sürekli yükleniyorlar..negatif..

    internette ki her oyunu biliyorlar,ama oyun oynamayı bilmiyorlar..
    şimdiki çocuklar,çocuk olmayı bilmeden büyüyorlar..
    yazık...

    koşmayı öğrenemeden düşücekler,
    şımarıklıklarından döktükleri yalancı gözyaşları,canları gerçekten acıdığında sel olucak..

    yazık..

    ne kaçırdıklarını asla bilemiyecekler..

    her nesil,daha berbat büyüycek..

    bizler;
    başka şehirlerdeki yakınlarımızın sesini duymak için telefonda beklenen on dakikanın heycanını,sabredip hasret gidermenin güzeliğini,

    akşamları yemek sonrası televizyon başına geçip pineklemek yerine üç beş parça kekle,komşuya çaya gitme devrini kaçırdık..

    onlarsa,gözlerini boyayan teknoloji yüzünden,çocukluklarını kaybediyorlar..

    bir diğer nesli..düşünmek bile,
    içimi parçalıyor..

    June 09

    FESTİVALLERE BAKALIM...

     topimage.gif top_image_01.jpg
     
    İŞTE KLASİK MÜZİK SEVERLERE GÖRE BİR ETKİNLİK. İSTANBUL 34. ULUSLARARASI MÜZİK FESTİVALİ BAŞLADI. HER GECE YOGUN SESLERLE DİNLEYİCİ KARŞISINA ÇIKMAYA HAZIR. BUYRUN EFENDİM... 
    Açılış Konseri  08/06/2006
    Aya İrini Müzesi
    Basel Oda Orkestrası
    Aya İrini Müzesi
    Yaylı Çalgılar için Fa Minör Fantezi, KV 608

    Mozart
    Klarnet ve Orkestra için La Majör Konçerto, KV 622
    (Viyola için Mozart tarafından düzenlenmiş versiyonu)

    Ara

    Woolrich
    The Theatre Represents a Garden: Night

    Mozart
    Re Majör 35. Senfoni, KV 385, "Haffner"

    Dönem müziği performanslarının öncülerinden Christopher Hogwood, geniş bir alanda sürdürdüğü şeflik çalışmalarını yalnızca barok ya da klasik dönemde kısıtlamıyor. Son yıllarda büyük başarılara imza atan Basel Oda Orkestrası, üretken ve teşvik edici beraberliklerinin temsilcisi Christopher Hogwood yönetiminde izleyiciye kusursuz bir Mozart akşamı sunmaya hazırlanıyor. Hogwood yönetimindeki Basel Oda Orkestrası’nın eşlik edeceği isim ise izleyiciyi, üstün müzik zekâsı ve doğal çalış tarzı ile büyüleyen Tabea Zimmermann.

    Ara dahil 85’ sürer.

    Bilet Fiyatları:
    Tam: 67, 45, 28 YTL / Öğrenci: 12 YTL / Balkon: 112 YTL
    Alaturka
    Aya İrini Müzesi
    Keine Nacht Music
    Tarih Vakfı Darphane-i Amire Binaları
    Bolivyalı Barok
    Aya İrini Müzesi
    Bülent Evcil & Lior Kretzer
    Tarih Vakfı Darphane-i Amire Binaları
    Armoni Bahçesi
    Aya İrini Müzesi
    Mozart Paris’te
    Aya İrini Müzesi
    Kadın Aşkı ve Hayatı
    Yıldız Sarayı Silahhane
    Mozart "18"
    Tarih Vakfı Darphane-i Amire Binaları
    La Clemenza di Tito
    Aya İrini Müzesi
    Üç Denizin Senfonisi
    Aya İrini Müzesi
    Saraydan Kız Kaçırma
    Topkapı Sarayı Müzesi
    Ece Demirci & Barennie Moon
    Tarih Vakfı Darphane-i Amire Binaları
    La Petite Bande
    Aya İrini Müzesi
    Andras Schiff
    İş Sanat
    In The Spirit Of Mozart
    Aya İrini Müzesi
    Freiburg Barok Orkestrası
    Aya İrini Müzesi
    Cecilia Bartoli
    Aya İrini Müzesi
     
    Ayrıntılar İçin: https://www.biletix.com/iksv/34muzikfest/icerik2.php  adresini kulanın lütfen.
    -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    BKM AÇIK HAVA KONSERLERİ BAŞLIYOR
     
    HER SENE DÖRT GÖZLE BEKLENEN GERÇEKTEN MÜKEMMEL BİR ETKİNLİK. SEVİYORUM BKM AÇIK HAVA KONSERLERİNİ. GİTMEK NASİP OLMADI AMA YAZILI VE GÖRSEL BASINDAN TAKİP EDEBİLDİĞİM KADARIYLA MÜZİK ADINA BAYA DOYURUCU BİR ETKİNLİK OLDUĞU KANAATİNDEYİM.MÜZİKTEN GÖZTERİLERE , POPTAN ROCK TAN GELENEKSEL MÜZİĞE KADAR GENİŞ BİR YELPAZE. BUYRUNUZ BU SENE KİMLER VARMIŞ BAKALIM..

    aamhhaz.gif

    Anadolu Ateşi

     
    11 Haziran Pazar 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Gösteri
    Zuhal Olcay - Bülent Ortaçgil  
    15 Haziran Perşembe 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock
    Kenan Doğulu  
    16 Haziran Cuma 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock
    Ajda Pekkan  
    17 Haziran Cumartesi 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock
    Kardeş Türküler & BGST Dansçıları  
    22 Haziran Perşembe 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Geleneksel
    Serdar Ortaç  
    23 Haziran Cuma 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock
    Gülben Ergen  
    24 Haziran Cumartesi 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock

    tenormhhaaz.gif

    Ferhat Göçer, Alessandro Safina, Patrizio Buanne

     
    25 Haziran Pazar 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser/ Klasik Müzik
    Gloria Gaynor  
    27 Haziran Salı 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock
    Paul Anka  

    28 Haziran Çarşamba 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock

     

    sezenmhhaz.jpg
    Sezen Aksu  
    29 Haziran Perşembe 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock

     mfomhhaz.jpg

    Mazhar Fuat Özkan

     
    30 Haziran Cuma 21:00
    Harbiye Açıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock
     
    Kıraç - Funda Arar  
    1 Temmuz Cumartesi 21:00
    Harbiye çıkhava Tiyatrosu-Konser / Pop Rock
     
    Ayrıntılar için :  https://www.biletix.com/live/prmt.php?evgrp=212&Promcd=BKM&p=0   adresini kullanın.
    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
     

    izmirbuyuseh.jpg

     

    EE! TÜRKİYENİN DÖRT BİR YERİNDE ETKİNLİK VARKEN İZMİR YAZIN NE YAPMASIN Kİ? TİYATROYLA DOLU BİR HAZİRAN AYI GEÇİRMEK İSTEYEN İZMİRLİLERE GÖRE BİR ETKİNLİK.
    GÜN BE GÜN DOLU BİR HAZİRAN.
     
    Sunay Akın  
    9 Haziran Cuma 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Gösteri
    Ali Poyrazoğlu  
    10 Haziran Cumartesi 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Gösteri
    Don Kişot (Ankara Sanat Tiyatrosu)  
    12 Haziran Pazartesi 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Tiyatro
    Genco Erkal  
    13 Haziran Salı 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Gösteri
    27 Numara  
    14 Haziran Çarşamba 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Tiyatro
    Engin Günaydın  
    16 Haziran Cuma 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Gösteri
    Ferhan Şensoy  
    26 Haziran Pazartesi 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Gösteri
    Azizname  
    27 Haziran Salı 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Tiyatro
    Murtaza  
    28 Haziran Çarşamba 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Tiyatro
    Süleyman Öbürsüler  

    29 Haziran Perşembe 21:00
    İzmir Açıkhava Tiyatrosu-Sahne Sanatları / Gösteri

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Bodrum Antik Tiyatro'da Yıldızlı Turkcell Geceleri

     

    bodrumbkm6.gif


    BU DA TEMMUZ AYI İÇİN :) BODRUM YAKIN GÜZEL DE TEMMUZ SICAGINDA CEKILIR MI BILMEM GIDEMICEM YA BAHANE COK BENDE. AMA KACIRMAYIN DİYE TAVSIYELERIMI BILDIRIYORUM SİZLERE... AJDA PEKKAN A GITSEM Mİ? HÜSNÜ & SERTAP DÜETİ EMİNİM GUZEL OLACAKTIR. CARMAN E GİTMEK??... BAKALIM DAHA KİMLER VAR Kİ?

     

    Cesaria Evora  
    7 Temmuz Cuma 21:15
    Bodrum Antik Tiyatro-Konser / Geleneksel

    sertabhusnubodrum.jpg

    Hüsnü Şenlendirici & Sertab Erener

     
    15 Temmuz Cumartesi 21:15
    Bodrum Antik Tiyatro-Konser / Pop Rock
    Ferhat Göçer & Sunay Akın  
    22 Temmuz Cumartesi 21:15
    Bodrum Antik Tiyatro-Sahne Sanatları / Gösteri
    Sezen Aksu  
    28 Temmuz Cuma 21:15
    Bodrum Antik Tiyatro-Konser / Pop Rock
    Haris Alexiou  
    29 Temmuz Cumartesi 21:15
    Bodrum Antik Tiyatro-Konser / Geleneksel

     ajdapbodrum.jpg

    Ajda Pekkan

     
    4 Ağustos Cuma 21:15
    Bodrum Antik Tiyatro-Konser / Pop Rock

    carmenbodrum.jpg

    Carmen - Compania De Aida Gomez

     
    11 Ağustos Cuma 21:15
    Bodrum Antik Tiyatro-Sahne Sanatları / Gösteri

    fundakiracbodrum.jpg 

    Kıraç & Funda Arar / Alaturka

     
    18 Ağustos Cuma 21:15
    Bodrum Antik Tiyatro-Konser / Pop Rock
    Monica Molina  
    19 Ağustos Cumartesi 21:15
    Bodrum Antik Tiyatro-Konser / Geleneksel
     ------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Depeche Mode Cover Night

    dmizmir.jpg


    16 Haziran Cuma akşamı saat 22:00 de Opus Bar'da (İzmir) başlayacak organizasyonda Depeche Mode, Suitcase gruplarının canlı performans göstereceği gecede Dj.Murat Depeche Mode Remixes ile birlikte devam edecektir.. 2 kişiye Kıbrıs Jasmine Court Hotelde 4 gece 5 gün tatil imkanı ve 2 kişiye Depeche Mode un İstanbul Konseri için Davetiye çekilişi ve ilk 300 kişiye Depeche Mode şapkası hediye verilecektir..Bilet fiyatları 17,00 YTL.

    Gayet cazip bir etkinlik. hem kulağa ruha hem de bedene hitap edebilir.

     

    SİZ BU ETKİNLİKLER İÇİN NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?

     


         
     


    June 05

    Sen, seninle, sensiz

    sen,seninle sensiz

     

    kalmadı artık

    ne hüzünlerin ahı,

    ne gecenin siyahı…

    Sevmek midir karşılığı gözyaşlarının?

    Ağlarken geceden geceye…

    Katil kisvesindedir hüzünler…

    Öldürür gülmeyi

    Süründürür sevmeyi,

    Kalbin soğuk zemininde…

    Gözyaşlarıyla kamufle olur hüzünler…

    Bir endişe bin kederle…

    Yerle yeksan olmuş hevesler

    Ağlarken kaybolmuş ,

    Ağlarken unutulmuş

    Geceler……

    Ömrüm hibe edilmiş sensizliğin çehresine…

    Gönlüm sebebiyet vermiş “faili meçhul”lere…

    Ölümün gerekçesiymiş

    Gülüşlerin,

    Sensizliğin…

    Yok edilen sevgimin

    çelengi olmuş gözlerinin rengi…

    Sevmeyi sevmemiş sanki

    Sevmeyi istememiş sanki,

    sensizliğin…

    ıslanmakmış gülüşüne bedel ölümlerim

    seninleyken sensizdim ben….

    Adı çıkmış yağmurlarla isyanların bir karanlık sabahında..

    Hüzünler istila etmiş limanları göç etmiş çaresiz tebessümler,gözlerimden…

    Ölümün gölgeleri sarmış ağlamaklı geceleri….

    Terk etmiş yokluğunu bana ait olanlar…

    Terk etmiş sensizliğin beni,bende olmayanlar….

    Elimizde Değil...

    Nerden nasıl geldiğini anlayamaz insan.Bir varmış bir yokmuş dediklerinden olur.Görür görmez aklını alır insanın.Metabolizmayı alt üst eder geldiğinde..

    Hepimiz en az birer kez yaşamışızdır aşkı...
    kimimiz sadece hayatta bir kez,der onun için ama,aşk kimlerin kapısını kaç kez çalacağına kendi karar veriyor sanırım.

    "bir senin gözler beni anlar elimde değil.."

    Öyle bir "ben" oluruz ki biz,böyle zamanlarda,aç olmamız açıkta kalmamız,ozon tabakasının delinmesi,kısacası hiçbir şey ilgilendirmez bizi.Sadece sesini duymak,yaşadığını bilmek yeter bize,bir adem evladının.
    Müptela oluruz.Dünyada bizim kadar seven yoktur birbibrini.Herkes kıskanır mutluluğumuzu..Bu mutluluğa sahip olan o iki kişiyse,kesinlikle eş ruhlardır.Birbiri için yaratılmışlardı.

    "görür görmez deliren ihtiyaçlar elimde değil."

    Bir tutku yaratır beynimiz farkında olmadan.Herşeyi güzel,herşeyi kutsal yaparız..Elleri,gözleri,saçları dudakları..teni,kokusu..Taparız adeta,nefes almak gibi birşey olur.Artık yaşamsal faliyetlerimizin devamı için gerekli olur.
    Çok güzeldir aslında.Sürdüğü süre zarfında.Ne kadar güsel şeyler yaşanır bi düşünsenize.Bi hatırlayın,yoklayın hafızalarınızı.Kaç defa yastığa koyduğunuzda kafanızı,ağzınız kulaklarınızda,aklınız onda uyudunuz..?Ya da alnına bir öpücük kondurduğunuzda dudağınızdan başlayıp ayak parmak uçlarınıza kadar yavaşça yayılan huzuru hissetiniz zevkle..
    Hakkını vermek lazım..Güzel günler olur,unutulmaz listesinde...


    "düşerken son bir kez yalana benimsin benim"

    Cicim ayları denen vakit..Kimimizin üç ay,kimimizin bir yıl..bittikten sonra o vakitler,başlarız bir şeyleri paylaşamamaya..Eskiden batmayanlar gözümüze,başlar batmaya..aslında ne o ne biz değişmişizdir..ama aşkın gözü kör derler ya o mesele..anlaşmazlıklar tartışmalar,kavgalar hatta ayrılıklar..Gözyaşı başlar akmaya..iner sıcak sıcak yanaklarımızdan..Ve düşer yüreğimize,yakar..
    O bile zevk verir bazen,yalan mı?Onun için,yokluğu için,yanlışı için ağlamak..İnsanız işte..Aşığız işte.
    Ama bir gün..Ki maalesef o gün hep gelir,ipler kopar,ellerimiz ellerimizden kayar ve gider..
    Ayrılırız..

    "yalansan,yalanı severim elimde değil.."

    Ve ayrılık acıları başlar.Her bi şey onu hatırlatır bize.Beraber oturduğumuz,hayal kurduğumuz bankın önünden geçerken dolar gözlerimiz istemden."Bizim şarkımız" dediğimiz şarkılar çıkar bi yerde,dayanamaz ararız özelden..
    Ve en sonunda,,sizin olan,sahibi olduğunuz bedenin bir başka bedenle yaşayabilmesine şahit olursunuz..

    Kahroluuş dedikleri bu olsa gerek değil mi..(:

    İçkiye vuranları mı ararsınız,saatlerce ağlama krizlerine mi..İntihar teşebüsleri,ya da, hadi aşalım kendimiz,biraz hayal gücü de katıp yeni geleni öldürme planları yapanları (:

    Asıl olanın kendimiz olduğunu,kendi hayatlarımızda,bizden önemli olan başka bir şey olmadığını idrak edemeyiz.Ya da tam bu noktalarda anlar bazı şanslı olanlarımız..
    Diğerlerimiz ise kendine zarar vermekten başka bir şey yapmayacaktır..
    Herşey açıktır ama görmek istemeyiz..Onun hatalarının aslında bizden kaynakladığını düşünürüz,ya da yaptığı hatalara istemeden kendimiz birer savunma buluruz.Ama gerçek olan,asla senin kadar sevmemiştir diğeri..Ya da senin gibi sevmemiştir.Ama bunu anlayamayız biz..

    "yalansan yalanı severim,elimde değil.."

    severiz işte..
    aşığızdır çünkü..
    elde değil...
    yalan mı..
    (:

    May 19

    GÜNDEMDEN MÜZİKLER..

    ÖNCELİKLE 17/05/2006 TARİHİNDE YAŞANAN LAİK CUMHURİYETİMİZE HEDEF ALINAN  DANIŞTAY 2. DAİRESİNE YAPILAN  KÜSTAHCA VE APTALCA SALDIYI KINIYORUM VE BI TÜR İNSANLARIN DEĞİL ÜLKEMİZDE CİHANDA AHİRETDE BİLE BARINAMAYACKALRINI SÖYLEMEK İSTİYORUM. BUGÜN 19 MAYIS 2006 ATA'NIN 125. YAS GÜNÜNÜ KUTLUYORUZ VE O'NU SAYGIYLA ANIYORUZ, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINI KUTLUYORUZ ATAMIZIN BİZE BAHŞETMİŞ OLDUĞU SPOR AHLAKI VE GENÇLİK RUHUMUZU HER ZAMAN VATANIMIZI REFAH DÜZEYLERE ULAŞTIRMAK GAYESİYLE. BİLİYORUM Kİ TÜRK GENÇLERİ ATA'NIN MİRASINA SAHİP ÇIKACAKTIR Kİ ÇIKIYOR DA. AMA MAALESEF BİZ GENÇLERE ENGEL OLMAK İSTEYENLER DEM VE ÇAĞDA VAROLMUŞ VE OLACAKTIR DA. BUNLARA İZİN VERMEYCEĞİZ VE ATAMIZIN EMANET ETTİĞİ BU KIYMETLİ VATANI HER ZAMAN BÜTÜNLÜK, HUZUR VE ÇAĞDAŞ SEVİYELERE ULAŞTIRMAK İÇİN DURMADAN ÇALIŞACAĞIZ.BUNUN İÇİN BİZİ KİMSE YOLUMUZDAN EDEMEZ VE YILDIRAMAZ.
    --------------------------------------------------------------------------------------------------------
    EVEEET GELELİM MÜZİK DÜNYAMIZA :)
    MALUM YAZA GİRMEYE HAZIRLANIYORUZ ŞU BAHAR AYLARINDA. KIŞIN KASVETİNİ ATMAK LAZIM. YENİLENMEK TAZELENMEK LAZIM. BUNU İYİ BİLEN TÜRK MÜZİK PİYASASI YENİ ALBÜMLERLE DİNLEYİCİLERE ULAŞMAYI PLANLIYOR. EE HADİ BUYRUN BAKALIM KİMLERDEN NE GİBİ YENİLİKLER VAR.
    NİL KARAİBRAHİMGİL - TEK TAŞIMI KENDİM ALDIM 2006
     
     Image Hosted by ImageShack.us
     

    Müzik dünyasının en sevilen, en başarılı, en üretken sanatçılarından biri olan Nil Karaibrahimgil yine son derece enerjik bir albüme imza attı. “Tek Taşımı Kendim Aldım” isimli bu yepyeni albüm 2006 yılının en çok dinlenen albümlerinden biri olacak.

    Bugüne kadar yaptığı şarkılarla Türk Pop müziğine yeni bir soluk getiren, eğlenceli melodilerinin yanısıra sıradışı konulara değinen şarkı sözleriyle kendine özel bir tarz yaratan genç sanatçı, bu keyifli albümde de yine birbirinden güzel ve çarpıcı şarkılarla dinleyicisiyle buluşuyor.

    Ozan Çolakoğlu ile birlikte besteledikleri bir şarkının dışında tüm söz ve bestelerin Nil’e ait olduğu albümde tam 12 şarkı yer alıyor. Nil hayranları bu albümde yepyeni şarkıların yanısıra, Organize İşler filminin çok sevilen şarkısı “Organize İşler Bunlar”ı, albümün çıkış şarkısı “Pırlanta”nın dans remix’ini ve yine albümün öne çıkacak şarkılardan biri olan “Bu mudur ?”un akustik versiyonunu da dinleyebilecekler.

    ÇIKIŞ ŞARKISI PIRLANTA TÜM RADYOLARDA PARLAMAYA BAŞLADI!!

    Albümün çıkış şarkısı “Pırlanta” şimdiden radyolarda yerini aldı ve listelerde hızla yükselmeye başladı. Ekonomik olarak bağımsız olan ve erkeklerden aşktan başka beklentisi
    olmayan kadınları, dinamik ritmi ve çarpıcı sözleri ile anlatan “Pırlanta” önümüzdeki günlerde tüm özgür kızların yeni marşı olacak.

    Her bir detayı özenle planlanmış olan bu müthiş albümde yine alanının en iyi isimleri ile çalışıldı.

    Prodüktörlüğünü Ozan Çolakoğlu’nun üstlendiği albümün fotoğraflarını Nihat Odabaşı ve ilk klibini Umur Turagay çekti. Bu albümde Nil’in ilk defa bir konuğu var! Türk Rap camiasının en sevilen isimlerinden Ayben, Peri isimli şarkıda rap’iyle Nil’e eşlik etti.

    İŞTE NİL’İN KALEMİNDEN ALBÜMDEKİ ŞARKILAR:
    Tek Taşımı Kendim Aldım: Yılın en enerjisi yüksek,”tavırlı pop’ albümü.

    Pırlanta: Ekonomik olarak bağımsız kadınların aşk şarkısı. Pırlantalarını kendileri alır, sağ ellerine takarlar, erkeklerden aşktan başka şey beklemezler. Bir nevi zamanın hippileri. Baskaldırdıkları şey ise “ parayla aşk satın alınır”. Bu kadınlar erkeklerden ev, araba, yat ve kat yerine; ilgi, sevgi, aşk ve zaman bekler. Erkekler açısından da daha ekonomiktirler: )

    Kamikaze: Aşkı kamikazeye benzeten, sevgilileri korumaya alan şarkı.

    Siz: Aşkın insanı dönüştürme gücünden bahseden naif şarkı.

    Bu mudur ?: Güncel bir lafla “bu mudur?” günümüz aşklarını sorgulayan şarkı.

    Sarhoş: Sarhoş kızın ‘yok sarhoş degilim’  Aşk acısıyla sarhoş olup, bunu inkar etmenin eğlenceli
    Jiddiası yolu.

    Neyin var bugün?: Albümün en tatlı sorusu. Bizim aramızda: Pudra şarkısı.

    Peri: Aşkın karşıdaki insanı abartmada sınır tanımadığını Ayben’in rap’iyle birleştirerek bir güzel anlatan şarkı.

    Bambaska: Nil’in bugüne kadar gidebildiği en erdemli yer. En az lafla en cok şey anlatmaya çalışan geniş şarkı.

    Parcalı bulutlu: Albümün üzerine yağmur yağdıran baladı.

     -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
     
     
    MOR VE ÖTESİ- BÜYÜK DÜŞLER 2006
     

    morveotesi2006.jpg

    "Dünya Yalan Söylüyor” ile büyük başarı yakalayan rock grubu Mor ve Ötesi’nin 5. albümleri “Büyük Düşler” 9 Mayıs 2006 tarihinde tüm müzik marketlerde ve dijital satış platformlarında yerini alarak dinleyicilerini kendi “büyük düşler”iyle başbaşa bırakıyor. “Dünya Yalan Söylüyor”un yayınlanmasını takip eden birbuçuk yıllık yoğun bir turne ve tanıtım döneminin ardından grup, geride kalan altı ayı yeni albümün üretim sürecine adadı. Albüm 12 şarkıdan oluşuyor.

     
    1. Parti
    2. Kördüğüm
    3. Ayıp Olmaz mı?
    4. Şirket
    5. Küçük Sevgilim
    6. Durma Öyle
    7. Kış Geliyor
    8. Darbe
    9. Saklama
    10. Sonu Belli
    11. Çocuklar ve Hayvanlar
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    PAMELA-CEHENNET 2006
     pamelacehen.jpg
     
    Ilk 2 albümü ile genis bir hayran kitlesi yakalayan PAMELA cennet ve cehennem arasinda anlamina gelen "CEHENNET" ile tekrar hayranlarinin karsisina çikiyor. Albümde yer alan 13 parçayi daha önceki albümlerinde oldugu gibi Artun Ertürk ile hazirlayan genç sanatçi müzik dünyasina hizli bir geri dönüs yapiyor. Ankara'da prodüktörü Artun Ertürk ile kiraladiklari bir evde baslayan çalismalar ve geçen 7 ayin sonunda Pamela 10 Mayis Çarsamba günü 3. albümü "CEHENNET" ile dinleyicisiyle bulustu.Albümün çikis parçasi "Artik Birseyler Yapmak Lazim(Istanbul'dan Gitmek)" Pamela'nin hayata pozitif bakisini anlatan, iyimserlik, umut ve canlilik dolu, insanin kalbinde akustik titresimler yaratan bir parça..
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    RASHİT- HERŞEYİN BİR BEDELİ VAR 2006

     rashit.jpg
    Rashit, bu albümde tüketim toplumuna, günümüz sosyo-politik ortamina iliskin elestirilerini ve gündelik hayatin çeliskilerine dair hissettiklerini müzikal tavriyla disa vurarak, konsept albüm gelenegini bozmadi. Prodüktörlügünü Erdem Helvacioglu’nun üstlendigi albüm, Rashit’in önceki albümlerindeki müzikal çizgisinden farkli olarak, 2000’lerin modern rock sound’lariyla 80’lerin post-punk ve new wave anlayisinin, Türk ezgileriyle birlestigi bir çalisma. Ayni zamanda, albümde Ingiliz post-punk grubu “Japan”in bas gitaristi Mick Karn ve “Iggy and The Stooges”den tanidigimiz “Steve Mackay” gruba eslik etti.
    Türkiye’nin dört bir yaninda verdigi konserlerle taninan Rashit, bugüne kadar The Cure, Korn, Offspring, Pet Shop Boys, Dead Kennedys, The Cardigans, Simple Minds, Suede, Echo and The Bunnymen, Massive Attack, Pulp, David Byrne, Hanin Elias, Glen Matlock(ex-Sex Pistols), Gallon Drunk gibi sanatçi ve topluluklarla birlikte çesitli konserlerde ve festivallerde sahne almistir.
     
    1.Teker Teker
    2.Çarpisan Otolar
    3.Zor Günler
    4.Dans Et
    5.Kara Güller
    6.Potlatch
    7.Tüketiciyim
    8.Nekrofil
    9.Ölmek Için Çok Genç
    10.Her Seyin Bir Bedeli Var
    11.Yitik Insan
    12.Hayal kirikligi
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
    ATHENA - "IT" 2006

     athena.jpg
     
    13 Nisan 2006 da Pasaj Müzik etiketiyle müzik marketlerde yerini alan olan Athena'nın 7. stüdyo albümü İT müzikseverler için özel bir deneyim olacak gibi.
    İngilizce albümleri üzerinde çalışan grup özel bir müzik kanalının yılbaşı çekimleri için, kendi parçalarının yanı sıra bir cover parça da istemesiyle, sevdikleri parçaları toplamaya başladı. İlk gün hiçbir parçadan emin olmazlar, sabah uyandıktan sonra Gökhan'ın aklında Nirvana'nın 'Breed' şarkısının melodisi döner ve hemen sözlerini yazar. Yılbaşı çekimi için istenilen cover İT albümünün doğuşuna güzel bir sebep olur. O kadar gerçek durmuştur ki yaptıkları, bu samimiyeti paylaşmaya karar verirler.
    Efsane grup Nirvana'nın 'Breed' parçasının 'Köpek' olarak albümde yer alması için gectiğimiz aylarda Amerika'ya demo kayıtlar gönderilerek Courtney Love'dan özel izin alındı. İzinlerin alınması için Onair stüdyolarında hücum kayıt olarak kaydedilen "Köpek" o haliyle İT albümünde yer aldı. Albümdeki diğer parçalar ise; 5 karış, Masum Kalamayız, Kayıp ve Yalan dır. 5 parçadan oluşan albüm E.P özelliği taşımakta.
    --------------------------------------------------------------------------------------------------------
    May 04

    Haberler ve Bu Haftasonu Ne yapsak?

    Kazım Koyuncu’ya anıt mezar
     
    654_kazimkoyuncu.jpg 
     
    Kanser hastalığı nedeniyle tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi’nde 25 Haziran 2005’te hayatını kaybeden sanatçı Kazım Koyuncu için anıt mezar yapılacak.
    Ankara Mimarlar Odası’ndan heykeltıraş Ali Asgar Çakmakçı ve Erdal Duman ile mimar Mehmet Ali Özgün ve Belgin Durgunanıt, Koyuncu’nun Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy köyündeki mezarının çevresinde inceleme yaptılar.

    Heykeltıraş Erdal Duman, Kazım Koyuncu için doğum yeri olan Yeşilköy köyündeki mezarının yakınında bir anıt mezar yapmayı planladıklarını belirtti. Duman, “70 metrekare alanda yapmayı planladığımız anıt mezar için tamamen doğaya ve yöreye uygun desenler ile doğal taşlar kullanacağız” dedi.

    Anıtın tüm masraflarının sponsor firmalar tarafından karşılanacağını ifade eden Duman, “Adeta Karadeniz evleri gibi doğayla bütünleşmiş bir görünüm kazanacak. Buraya gelen insanlar anıta baktıklarında hüzünlenip, üzülüp ağlamak yerine sanki Kazım Koyuncu bir konserdeymiş gibi onu görüyor, seyrediyor gibi hissedecek. Biz ekip arkadaşlarımızla buna dikkat ediyoruz. Ayrıca anıt yanına havuz yapacağız. Havuza 450 metreden su getireceğiz. Doğanın içinde, doğayla baş başa bir Kazım Koyuncu kimliği ortaya çıkacak” diye konuştu.

    Ekip arkadaşlarıyla incelemelerini yaptıklarını kaydeden Duman, “Hopa’daki mimar arkadaşımız Murat Yılmaz, arazi yapısına göre mezarın şekil ve krokilerini çizmişti. Bizler de buna göre proje hazırladık. Bu anıtı Kazım Koyuncu’nun ölüm yıldönümü olan 25 Haziran’a kadar yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Onun için çok hızlı bir şekilde çalışacağız” dedi.

    --------------------------------------------------------------------------------------------------------

    Sting, Depeche Mode Biletleri Kapışıldı

     49E_sting.jpg 8ZZ_depechemode.jpgDünyaca ünlü müzisyenler, bu yaz İstanbul'u inletecek. Sting, Roger Waters, Whitesnake ve Depeche Mode gibi devlerin konser biletlerinin üçte ikisi aylar önceden tükendi!.

     Önümüzdeki yaz İstanbul, müzik devlerinin akınına uğrayacak. Kuruçeşme Arena, Sting, Roger Waters ve Depeche Mode konserlerine ev sahipliği yaparken, hayranlarının yıllardır beklediği Whitesnake grubu da Park Orman'da sahne alacak.

    BOĞAZ'DA STING KEYFİ
    Rock müziğin efsane ismi Sting; 14 Haziran'da Kuruçeşme Arena'da sahneye çıkacak. Broken Music Tour konserleri kapsamında tüm Avrupa'yı dolaşacak olan Sting, İstanbul'da yaklaşık 30 bin kişiye konser verecek. Sting'in biletlerinin 25 bine yakını satıldı. Ayakta izlenecek konserin biletleri 100 YTL. Efsanevi Pink Floyd'un kurucularından Roger Waters da, Sting'den bir hafta sonra, 20 Haziran'da Kurçeşme Arena'da sahneye çıkacak. Waters; İstanbul Kültür Sanat Vakfı, BKM ve Beşiktaş Belediyesi'nin ortak girişimiyle geliyor. Roger Waters'ın konser biletlerinin de tamamına yakınının satıldığı ve elde birkaç bin biletin kaldığı belirtiliyor. Waters'ı sahne önünde dinlemenin bedeli 310, arka sıralarda dinlemenin bedeli de 99 YTL.

    ARENA'DA DEPECHE MODE
    Dünyanın en ünlü pop gruplarından Depeche Mode'un konseri de 30 Temmuz'da Kuruçeşme Arena'da. 90 YTL'den satışa sunulan biletlerin çoğu tükendi.
    www.gittgigidiyor. com'da açık artırma yöntemiyle satılan biletlerin fiyatı ise 300 YTL'ye kadar çıkıyor.

    NİHAYET WHITESNAKE!
    Yıllardır Türkiye'ye gelmesi beklenen ama bir türlü gelmeyen dünyaca ünlü rock grubu Whitesnake nihayet İstanbullu hayranlarıyla buluşacak. Grup; 27 Temmuz akşamı Park Orman'da konser verecek. Echoes Production'ın organize ettiği konserin, şimdiden çoğu satılan bilet fiyatları da 66-140 YTL arasında değişiyor. 

    ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 

    Redd’den 2. Albüm!
     
    redd.jpg 

    Geçtigimiz yil rock müzik dünyasina “Mutlu Olmak için” ile giris yapan redd, “Kirli Suyunda Pariltilar” adli 2. albümleriyle müzik marketlerde…50/50 adli ilk albümlerinin ardindan Pasaj Müzik etiketiyle 2. albümlerini çikaran redd, çikis parçalari “Falan Filan” ile sevenlerinin karsisina çikti. Klibi Cemil Agacikoglu tarafindan Hadimköy’de çekilen “Falan Filan”, herkesin kaçip gitmek istedigi, ruhsal ve bedensel kalabaligindan uzaklasmayi düsledigi “o” yeri anlatiyor. Klipte redd, “manzaraya daldim ses çikarma gerçek can sikar beni uyandirma ‘’ derken sehirden kaçisi muhtesem canli performansi ile yansitiyor.  

     

    11 sarkinin yer aldigi albümün bir sürprizi de büyük usta Bülent Ortaçgil’in 1990 yilina ait 2.perde adli albümünün en güzel ask sarkilarindan biri olan Çiglik Çigliga cover’i.

    Ilk albümlerini Subat 2005’te çikaran ve bir sene aradan sonra sevenlerine yeni bir albümle geri dönen redd, vokalde Dogan Duru, elektrik/akustik gitarda Berke Hatipoglu, elektrik/akustik gitar ve geri vokalde Günes Duru, hammond/ syth ve piano da Ilke Hatipoglu ve bu albümde gruba dahil olan davul da Suat Ayyildiz’dan olusuyor.

     

    ATM stüdyosunda Alp Turaç ile birlikte kaydedilen albümün prodüktörlügü ise redd’e ait. “Falan Filan, Asik, Bak Keyfine, Prensesin Uykusuyum, Roman Kahramani, Kirli Suyunda Pariltilar, Artik Melek Degilim, Ne olmaya Geldim , Dünya, Çiglik Çigliga, Hala Ask Var mi” olmak üzere 11 sarkidan olusan albümün kartonet grafik tasarimi ise Alican Tezer tarafindan yapildi. Albüm fotograflari ise Cemil Agacikoglu’na ait.

     

    redd, 2. albümün ilk konseri için 6 Mayis’ta Studio Live’da

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

     Almora 1945 Gala Gecesi

    almora.jpg

     

    Almora, 2002 yılında Knight Errant’tan ayrılan Soner’in kurmuş olduğu, müziğinde geniş bir yelpazeye ışık tutarak çello, obua, yaylı tambur, keman, flüt gibi enstrümanları da çok cesaretli ve müthiş bir uyumla harmanlayan bir grup. İşte bu güzelliği canlı performanslarıyla dinlemenin bir yolu. Neziz, kaliteli ve eşsiz denilebilinecek türden bir konser..

     

    Başlangıç Tarihi: Cuma, Mayıs 05, 2006 Başlangıç Zamanı: 10:00h
    Bitiş Tarihi: Cumartesi, Mayıs 06, 2006 Bitiş Zamanı: 01:00h

     

    Almora 5 mayıs 2006 da son albümleri olan 1945'in gala gecesinde dinleyicileri ile buluşuyor.Kapı açılış saati:22:00'dir.Tam: 20YTL Öğrenci 15YTL

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    ys_kapak120106hr.jpg

    YÜKSEK SADAKAT & DEM Konseri Kemancı Rock Bar'da!

    Başlangıç Tarihi: Cumartesi, Mayıs 06, 2006 Başlangıç Zamanı: 10:00h
    Bitiş Tarihi: Pazar, Mayıs 07, 2006 Bitiş Zamanı: 04:00h
    Açıklama: YÜKSEK SADAKAT & DEM KONSERİ KEMANCI ROCK BAR'DA..! TARİH: 6 Mayıs Cumartesi   SAAT : 22.00   Ayrıntılı Bilgi için : http://www.kentrockfest.com.

    Takvimlerin Hüznü…

    Yırtılan her yaprak misali bir sonbahardı…

    Ömür…

    Üzülmeye vakit bulamadığımız anların telafisiydi artık zaman…

    Kaybedilen sadece 365 kağıttan oluşan bir  yığın değildi oysa…

    Çok şey kaybedildi aslında bu sonbaharda…

    Ölümdü beklenilen muhakkak

    Çaresiz ve bir o kadar da hevesti

    Beklenilen…

    Çok şey bekledik bu hayattan bekletilirken…

    Sahte tebessümler aldı başını gitti sonbaharda…

    seyrek yağan kar taneleriydi sonbaharın hüznü..

    üzüntü değildi bu, hayata tebessümdü…

    hep hayallerim vardı sonbahara kalan…

    bitmeye yüz tutmuş umutlarım..

    önemi yoktu artık hiçbir şeyin…

    ne kazananın ne kaybedenin…

    takvim yapraklarının üzerine oynadığımız bir kumardı bu…

    sahte tebessümlerin varlığıyla aldatmaya çalıştığımızda aldatılmışız çoktan..

    hüzün değildi bu, ölüme tebessümdü…

    beklemezdik geleceğini bile bile…

    beklemezdik geleceğini hissetsek bile…

    seyrek yağan kar taneleriydi sonbaharın hüznü…

    ölümün varlığını hissetmekti saçlardaki kar yığınlarının soğukluğu…

    savrulan yapraklar misali gitmişti…

    tebessüm değildi  artık ,takvimlerin hüznü…

     

    Murat Yavuz

    27.04.2006     12.48 

    zaman.gif

    Dinleyin bu hayatı….

    Hayatla müzik arasında  benzerlik olduğunu çoğu zaman bilincimizde  yer versek de yine de farkında değilizdir…

    Bir müzik misali geçer hayatımız…

    Biz o müziğin umarsız notalarıyızdır…

    Fark etmeden ilerleriz

    Müzik bitinceye kadar…

    Bir introyla başlar hayatımız…

    Kimilerine göre uzundur bu intro..

    Kimilerine göre de oldukça kısadır

    Asıl şarkının söylendiği ana kadar bir mesafe söz konusudur

    Çeşit çeşittir  hayatın müziği…

    Kimileri arabesktir kimileri pop kimileri rock..

    Herkesin bir yeri vardır hayatın müziğinde..

    Farklı müzikler olsa da…

    Ve bir müzik kadar da kısa olduğu aşikardır hayatın…

    Hayat denilen bu müziğin akışına  gereğinden fazla kapılmak da

    umursamamak da iyi değildir zira..

    kimileri değerlendirir bu hayat müziğini…

    dolu dolu dinlerler…

    anlayarak dinlerler hayatı..

    kimileri de  bu müziğin  içindeki enstrümanlardan dolayı

    anlayamazlar ziyan ederler müziği…

    müziğin en hareketli yerinde müziği eleştirmekle,

    müziğin akışını değiştirmekle uğraşır kimileri de…

    müzik biterken yavaş yavaş kısılan enstrümanların sesleri misali

    hayatımız da son bulur…

    introyla başlamıştı bu hayat ve sonunda da sanatçının sessizliğiyle birlikte sesi kısılan enstrümanlar neticesinde bir outroyla biter….

     

    Murat Yavuz

    26.04.06    13.51

    nota.jpg
    April 17

    Neyse

    Neyse…
    Hep böyle başlardı umarsız olduğu sanılan cümleler…
    Çıkmaz sokaklarda kaybolurdu fikirler
    Sözler…
    O anda bir neyse çıkardı ağızdan
    Çoğu zaman işe yaramayan bir kelimeydi
    Umarsızdı çünkü…
    Getirdiği umarsızlıkla bazen çıkmaz sokakların yolu da çıkmaza girerdi…
    İstenmeyen şeylerin özetidir
    Neyse…
    Geçiştiririz hep istenmeyen şeyleri…
    Dersleri…
    Günlük işlerimizi…
    Hoşgörüyü…
    Her şey için neyse denilmiştir de konu alınganlığa gelince kaybolmuştur bu kelime…
    En az alınganlık kadar gereksizdir bu kelime zira…
    Konuşarak halledilmeye çalışılan konuların bitmeyen sonunda yer alır…
    Duyulan pişmanlık belirtisidir ‘’neyse’’
    Biraz hoşgörüden pişmanlık duyacak kadar çaresiz kalmışlığın bir hissi vardır içimizde…
    İstenmeyen doğrultuda anlaşılan yanlışlar…
    Neyse…
    Gereksiz olan her şey için
    Gereksiz olarak gördüğümüz her şey için…
    Neyse…
    Sarf edilen ‘neyse’ lerin haddiyle hesabı arasındaki orantı çoktan kaybolmuştur…
    Lanet olası zıkkım için öldürülen insanlar…
    Önceki nesilin sonraki nesile attığı kazıklar…
    Unutulan insanlık değerleri…
    Bir hiç uğruna kaybedilen zamanlar…
    Artık zamanı gelmedi mi söylemenin?
    Neyse…
    Neyse…
    Neyse…
    Murat YAVUZ
    21.09.2005
    April 12

    Köşe Yazarları Aranıyor....

    Sitemiz için yeni köşe yazarları alınacaktır. Başvurular için lütfen koseyazisi@hotmail.com adresini kullanınız.
     
    Şartlarımız yine her zaman ki gibidir. Yazdığınız yazıların düzgün bir Türkçe ile yazılmış olması, ve kişi veya kurumlara hakaret içermemesi gerekmektedir.
    March 29

    Şebnem F.- Duman-Vega Yakındakiler...

    Şebnem FERAH İZMİR KONSERİ        
    album_pic33.jpgŞEBNEM TÜM HIZIYLA ANADOLU TURNESİNE DEVAM EDİYOR. 5 NİSAN KONYA KONSERİNİN ARDINDAN YAKIN TARİH SONRASINDA İZMİRİ TEKRAR ZİYARET EDİYOR ROCK VOKAL İLAHESİ. EE! BUNUN BENİM İÇİN SEVİNDİRİCİ OLDUĞU HERKESİN MALUMUDUR. ANCAK HANİ YAZA DA OLSA GÜZEL OLURDU. BENİM ENDİŞE ETTİĞİM NOKTA ŞİMDİ BU KADAR TURNEYE ÇIKIYOR YAZA ÇIKMAZSA NAPARIZ ENDİŞESİDİR. HER ZAMAN SÖYLERİM YAZ VE AÇIK HAVA KONSERLERİNİ HER ZAMAN DAHA ÇOK TERCİH EDERİM. UMARIM ŞEBNEM FERAH DA YAZA HIZINI AZALTMAZ.GERÇİ ÇOOK YORULUYOR CANIM YAA.. :D  İŞTE BUYRUNUZ EFENİM DEĞERLİ İZMİRLİLER-İZMİR DIŞINDAKİLER DE TABİ Kİ- ,
     
    BU ARADA İZMİR DIŞINDAKİ ARKADAŞLAR "BU NE BİÇİM YER KONSER PAVYONDA MI YANİ?" GİBİ SÖYLEMLERİNİZE BUYRUNUZ BURDAN CEVAP ARAYINIZ :D (mor ve ötesi, duman, fazıl say, mercan dede... burada da  sahneye çıkmışlardır ve 27 Mayıs Apocalyptıca konseri de yine burada gerçekleşecektir)

    tarih: 23 nisan pazar

    mekan : Fuar Atlas Pavyonu

    Başlama saati:
    20:30
    bilet fiyatları: 17 YTL (kapıda:20 ytl)
    ----------------------------------------------------------------------------------------
    Duman Eskişehir Konseri
    duman.jpg  Son albümleri "Seni Kendime Sakladım" ile sadık dinleyici kitlelerini arttırmaya devam eden, Türkiyenin tartışmasız en iyi rock gruplarından biri olan Duman, Eskişehirli izleyecilerine yeni albümün ilk performansını 4 Ocak 2006 tarihinde 222 Park'da sunmuştu.

    Yoğun istek üzerine Duman 4 Nisan 2006 tarihinde yeniden Eskişehir 222 Park'da olacak.

    4 Nisan 2006 tarihinde 222 Park'da gerçekleşecek konserin biletlerini, 222 park, 222 Brasserie, Eskişehir Ezgi Müzik ve Eskişehir Raksotek'ten temin edebilirsiniz.

    Etkinlik Tarihi : 04 Nisan 2006 Salı

    Etkinlik Mekanı : 222 Park

    -------------------------------------------------------------------------------------------

    VEGA MARMARA ÜNİVERSİTESİ ve İZMİR PLATINIUM KONSERİ

    vega.jpg

     Vega, 6 nisan perşembe akşamı Marmara üniversitesi göztepe kampüsü'nde hafif müzik albümünden sonraki ilk üniversite konseriyle.Ve ardında 8 Nisan Cumartesi günü izmir Levent Marina Platinium da sahneye çıkacaklar. gözlere ve kulaklara şenlik bu olsa gerek...biletler bilet'ix te efenım...

    March 22

    BAHARA DOĞRU YENİ ETKİNLİKLER

    BAHARA DOĞRU MOST KONSERLERİ 24 MART-29 NİSAN 2006
     
    Bahar geldi çattı derken sanat düntası çoktan hareketlenmeye başladı. Birçok organizasyonlarla sanatseverlerin karşısına çıkan sanatçılar adeta baharla yarışıyorlar.
    İşte bu organizasyonlardan biri. Daha önceki yıllarda yaz aylarında gerçekleştirilen Most Konserleri bu sene Bahar aylarında gerçekleştiriliyor. Gerçekten dinlenilesi ve gidilesi sanatçıların yer aldığı bir etkinlik. İşte etkinlik takvimi:
     
     Bilet Fiyatları : 82,50 YTL-67 YTL-56 YTL-45 YTL-104 YTL (Protokol)
     
    Nilüfer  
    24 Mart Cuma 20:30
    Lütfi Kırdar UKSS-Konser / Pop Rock
    Nilüfer  
    15 Nisan Cumartesi 20:30
    Lütfi Kırdar UKSS-Konser / Pop Rock
    Candan Erçetin  
    21 Nisan Cuma 20:30
    Lütfi Kırdar UKSS-Konser / Pop Rock
    Candan Erçetin  
    22 Nisan Cumartesi 20:30
    Lütfi Kırdar UKSS-Konser / Pop Rock
    Kenan Dogulu  
    29 Nisan Cumartesi 16:00
    Lütfi Kırdar UKSS-Konser / Pop Rock
    Kenan Dogulu  
    29 Nisan Cumartesi 20:30
    Lütfi Kırdar UKSS-Konser / Pop Rock
     ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- 
      
     MAZHAR FUAT ÖZKAN 25 Mart Cumartesi 23:59
     
    Mekan: Olimpia Wish Clup
    Bilet Fiyatları: 55 YTL
     
    18 YAŞ SINIRI VARDIR.

    Bilet fiyatına 1 yerli içki dahildir.

    TÜRKİYE'NİN MÜZİK DEVİ
    "MAZHAR FUAT ÖZKAN"
    SEVENLERİYLE OLIMPIA WISH CLUB SAHNESİNDE BULUŞUYOR.EGLENCE İÇİN BİREBİR.

    Türkiye'nin müzik devi MFÖ, bitmeyen enerjileri ve muhteşem sahne performanslarıyla sevenlerine unutulmaz bir müzik ziyafeti sunacak. Geçmişten günümüze, MFÖ şarkılarıyla unutulmaz bir yolculuk yapmak isterseniz 25 Mart 2006 Cumartesi gecesi Olimpia Wish Club'da buluşalım.

    Türkiye' nin en önemli ve köklü gruplarından olan MFÖ, müzik dünyamıza sundukları, tümüyle kendilerine ait söz ve bestelerden oluşan albümleri , yurtiçi ve yurtdışı konserleri ve aldıkları sayısız ödüller, getirmiş oldukları yeniliklerle pop müzik tarihinin simgesi olmuşlardır.  
     
     
    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
     
     
     ŞEBNEM FERAH 31 MART İZMİT KONSERİ

    Yer: Venüs
    Kapı Açılışı : 20:00
    Konser Saati: 21:00
    Bilet Fiyatları: Tam: 23 YTL Öğrenci: 18 YTL

     

    Son günlerde içimden hep "izmir konseri olsa da gitsem" diye geçirirken bir harfle kaçırmış bulunuyorum konseri. Ama izmitliler şanslı. giden arkadaşlardan yorum ve fotoğraf beklemem tekrar tekrar hatırlatmama gerek yoktur umarım... Şimdiden herkese iyi eğlenceler...

    ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    APOCALYPTICA TURKIYE TURNESİ- BÖYLESİ İLK-

     apo06.jpg

     

    25 Mayıs Eskişehir, 27 Mayıs İzmir ve 28 Mayıs İstanbul konserleri için gelen yoğun istek üzerine, grubun fanları için özel bir bilet uygulamasına gidilecektir. 100 YTL'den her şehir için sadece 25'er adet satılacak olan bu özel bilete, Apocalyptica ile tanışma imkanı, bir salon bileti ve konsere ilk olarak girme şansı tanınmaktadır. Bu uygulama ile bilet alan izleyicilerimiz konser günleri saat 16:00'da, konser alanında olmayı kabul ederler. Daha önce bilet almış olan izleyicilerimiz arzu ettikleri takdirde biletlerini Biletix'den fan bileti ile değiştirebilirler.

    Daha önce böylesine büyük bir turne yapılmadı!

    Apocalyptica Turkiye Turnesi Tarihleri
    25 Mayıs 2006 Eskişehir
    26 Mayıs 2006 Ankara
    27 Mayıs 2006 İzmir
    28 Mayıs 2006 İstanbul

    *Konser biletleri 22,50 YTL'dir.

    25 Mayıs’da Eskişehir 222 Park’da başlayacak olan turne, 26 Mayıs’da Ankara ve 27 Mayıs tarihinde ise Echoes Production ve BKM ortak prodüksiyonu ile İzmir Fuar Atlas'da gerçekleşecek. Turnenin son konseriyse İstanbul Yeni Melek Gösteri Merkezinde.

    Grupları kutulayıp kapaklarını da sıkıca çivilemek konusunda uzman olan bir endüstüri içinde Apocalyptica, sadece uluslararası pazar lideri olarak değil (ki yalnızca bu tanım bile oldukça uymaktadır onlara), kendi pazarını etkin bir biçimde yaratan bir grup olarak her zaman için kanatlarını oldukça açık tutabilmiştir. Birbirine sıkı bağlarla bağlı olan bu topluluk, rock müziğin çaldığınız enstrümanda değil de, takındığınız tavırda veya belki de doğuştan gelen o ruhta olduğunu ispatlamaya devam etmektedir...

    Finlandiya'daki saygın Sibelius akademisinden mezun olan Apocalyptica, 1996'da yayınladıkları ilk albümlerinden ('Plays Metallica By Four Cellos') beri isimlendirilmesi zor olan bir stili geliştirmekteler. Heavy Metal'i ağır metal diye türkçeleştirirsek bu tarz için ise ağır çello kaosu demek yerinde olur sanırım ya da rock'n'klasik. Müzikte olasılıklar oldukça geniş olsa dahi etiket her zaman aynı kalmaktadır. Buna rağmen hiç bir grupta klasik eğitim almış, metal meraklısı olan ve birbirinden tamamen farklı birer dünya olduğu düşünülen klasik müzik ile hard rock'ı birbiri ile birleştiren (Sergei Prokofiev'den Pantera'ya, Dimitri Shostakovich'den Slayer'a kadar), sahne önünde pogo yapılan alanla orkestra çukurunu harmanlayan, smokin ile blucini karıştıran; ve tüm bunları yaparken de iki tarafa olan saygısını asla yitirmeyen çello sanatçıları görülmemişti daha önceden.

    'ağır-çello gümbürtüsü'? 'Yıkım Senfonisi'??

    grup 'çello rock' tanımını seviyor gözükmekte. bu kadar basit bir ad belki ama zaten 'Apocalyptica' her şeyi söylemiyor mu tek başına zaten?

     apoc2.jpg
    -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------