| Köşe's profileKöşe Yazarları Spaces'iBlogLists | Help |
|
August 02 Bindik Bir Boynuzluya (2)Selâm:) Mehpare teyzeniz kahveyi yaptı, içtik.. Malum, yaşlı insanlarız biz, kahve içmemiz bile bir haftamızı alıyor. Artık ikinci bölümü anlatabiliriz. "Yazının birinci bölümünü okumak için tıklayınız" linkine tıklayıp okuyacak kadar üşengeç olan vatandaşlar için kısa bir özet geçeyim isterseniz :) Efendim, uzuuuun yıllar önce bir pazar sabahı Arnavutköy'deki evimin sıcak yatağında uyurken hunharca kaldırılıp rahmetli ablam ve arkadaşlarının Büyükada gezisine dahil ediliyorum. "Boynuzlu" tabir edilen elektrikli otobüslerin birine bindirilerek Eminönü istikametine sürükleniyorum. Durum bundan ibaret. "Koskoca yazıyı bu kadarcık konuyla mı yazdın" diye sormayınız. Bu ekonomik krizde bu kadar konuyu bulduğunuza şükrediniz. Kendi köşemizde yuvarlanıp gidiyoruz. Bu bakımdan en iyisi, siz de beklentilerinizi fazla tutmayıp bu basit ve mütevazı ama edepli konuyla iktifa ediniz. Gelelim boynuzlu yolculuğa... Arnavutun köyünden itelediler bizi boynuzluya abicim. Elektrik gücüyle çalışan otobüste sabahın o saatinde, bir iki kişi haricinde kimsecikler yok. Araç hiç durmadan ilerliyor çünkü yolda başka araba yok. Duraklarda nadiren duruyor çünkü bizden başka sivri akıllı yok. Bu çilekeş durum karşısında aklım hala sıcacık yatağımda. "Acaba ortalama soğuma süresi ne kadardır, bir yolunu bulup ablayı kandırsam ve geri dönsek hala sıcak mıdır, soğumuşsa bile ne kadar zamanda ısınır " gibisinden acınacak düşünceler içerisindeyim. Meğer ben bu ıstırapla otobüse binerken ablamın arkadaşları olan üç uydu ablayla daha buluşmuşuz ve fakat benim bundan haberim yok. Ben bu ultra ablaların farkına ancak Beşiktaş'ta varabildim. Beşiktaş deyince aklıma geldi. Geçen hafta bu yazının ilk bölümünü yazdığımda oturduğum netcafenin yan tarafında, Galatasaray - Kocaeli maçı vardı. Bu hafta başka bir yerdeyim. Daha kaliteli bir yer. Derbi maç var ama izleyen yok. Hüznükomik radyo yayınından maçı dinliyorum. Ümit Karan golü attı. Kimse kimsenin annesine küfretmiyor. Boynuzlunun gazına basalım biraz ve Eminönü'ne gelelim. Eminönü'nü ilk anda tanıyamadım. İçimden "yahu bu Yenicami, Eminönü'nde değil miydi, ne işi var bu ıssız yerde" diye düşündüm. Sabahın körü, ortalıkta kimse olmayınca tanıyamadım haliyle. Yenicami merdivenlerindeki güvercinler bile henüz uyanmamışlar. (Aslında bu cümleden ne de güzel şiir olur. Mesela şöyle yazsak: Uyanmamıştı Güvercinler Yenicami'nin merdivenlerinde, Ve sen de uyuyordun sevgilim Kalbimdeki evinde... Kalbim... ellerinde.... ...böyle bir şey olabilir mesela.. neyse.. biz işimize bakalım, bulaşmayalım böyle işlere) Bu arada Ümit Karan bir gol daha attı. Bizim köşemiz çok amaçlıdır sayın arkadaşlar. Mizah öyküsü anlatırken okurlarımıza değişik hizmetler de sunuyoruz icabında. Yeri gelir arada şiir ihtiyacı karşılanır, yeri gelir maç haberleri verilir, arada dolar mark paritesi hakkında bilgi verilir, borsa haberleri iletilir. Bayinizden ısrarla isteyiniz. Eminönü'nün ıssız hali beni aldatmıştı. Hala bir yanlış olduğunu, bu şehrin bu kadar boşalamayacağını düşünüyordum. Adalar İskelesi'ne doğru yürümeye başladık. O zamanlar Eminönü Meydanı'nın şekli çok mu değişikti, arada bir yapı mı vardı, bilmiyorum ama Adalar İskelesi'ni tam göremiyorduk önce.. Bir noktadan sonra birdenbire zart diye karşınıza çıkıyordu ve benim karşıma zart diye çıktığında, benim içim de yarılıverdi cart diye.. Bütün İstanbul halkı toplanmış, bana şaka yapıyor zannettim. Bakın bu cümlede çok ciddiyim:) Gerçekten öyle zannettim çünkü uyandıktan beri görmem gerektiği halde göremediğim şehir insanları bir anda karşıma çıkmıştı. Adalar İskelesi'ni bilen bilir. Büyükçe bir alandır. Ve o alan, mahşer yeri gibiydi. Gerçi mahşer yerini görmüşlüğümüz yok ama öyle derler ya hani.. Akıllara ziyan bir insan kalabalığı. Upuzun bir sıra ki genişliği beş altı insan genişliğinde.. Bu sıra turnikelere atılmak üzere jeton alabilmek için. Bu sırada azimle bekleyip jetona ulaşırsanız yeniden sıraya girip vapura biniyorsunuz. İyi ama nedir bu adalar manyaklığı ve niyedir bu sabahın köründe adaya gitme deliliği? Bir gün 24 saat değil mi? Sabahın köründe buralara gelmezsek bizi adaya almıyorlar mı? Bu soruların yanıtını yıllar sonra da aradım ve maalesef bulamadım. Ada sefasının raconu sabahın köründe kalkıp yollara düşmektir. Sirkeci - Adalar arası birkaç saat çektiği için insanlar doğal olarak gidişlerine değsin diye biraz erken gitmeyi tercih ediyorlar. Maalesef vapurlar da aynı vapurlar olduğu için mesafe bir türlü kısalmıyor. Deniz otobüsleri çıktı sonradan ama onların bilet fiyatı da utanmasa adayı satın alır. Neyse muhteremler. Camel Trophy misali bir aktivite olan jeton alma eylemini hayırlısıyla tamam eyledik. İskeleye yanaşmış bulunan bir Şirket-i Hayriye vapuruna adım atıp açık havada püfür püfür bir yer bulup oturduk. Gençlerimiz bilmez, Şirket-i Hayriye, bugünkü şehir hatları işletmesinin ilk kurulduğu zamanki ismidir. Tamam, kabul ediyorum, bu "eski zamanlardı o zamanlar" muhabbetinin cılkını çıkardık ama yazıya böyle başladık bir kere.. idare edeceksiniz. Bu yazı bitsin, size söz, çok modern bir konu yazacağım. (Hadi şimdiden söyleyeyim, borsa mevzusuna gireceğiz birlikte) Rüzgârın etkisiyle iyice uyanmış Marmara'yı seyre dalmıştım. Bu arada, istemediği halde getirilmiş çocuk olmanın bütün gereklerini yerine getiriyor, mızmızlık sanatını icra ediyor, her şeye burun kıvırıp vapur büfesinde ne kadar meşrubat ve şekerleme varsa hepsini istiyordum. Tabi hiçbiri alınmıyordu ama yine de karizmayı çizdirmiyor ve zırlamaya devam ediyordum. Meğer yolculuk 3 saat kadar sürüyormuş. Zırlamaktan yorulduk tabi.. Biraz dinlenip adaya ayak basınca iyice zırlamak üzere sustum. Netekim adaya bastım ve fakat zırlamadım. Çünkü zırlayacak bir şey bulamadım. Pek de bilmediğim için ve hayatımda ilk kez adaya çıktığım için öncelikle sağıma soluma bakıp ortamı kavramaya çalıştım. O zamanlar "ada" kavramını gavur filmlerinden görmüş olduğumuz için ilk anda bir şaşkınlık geçirdik tabi. Bizim bildiğimiz ada, sahillerine dalgalar vuran, altın kumsallarının arkası orman olan, etrafta palmiye ağaçları bulunan ve mutlaka bir kazazede olarak sarışın bir hatun kişilikle yalnız başınıza kıyıya vurduğunuz bir yerdir. Oysa ne biz kazazedeyiz (aslında ben kazazede sayılırım da) ne ortalıkta palmiye ağaçları var ne de sarışın hatun var. Aslında ben tamamen sarışın hatun derdindeyim ama ortada derman olacak kimse yok. Yaşımız küçük gerçi ama bugünler için yatırım yapma bilincim gelişmiş demek. Neyse. Ortada plaj, kumsal falan da yok... Bildiğimiz şehir lan burası. Çarşısı falan var.. "Ada dedikleri böyle bir yerse, Robinson Crusoe ne diye zırlıyormuş ki " diye düşündüm haliyle. Yazlık bir evimiz vardı. Gerçi hala var ya... Oradan gelen bir alışkanlıkla yaz mevsimi bir yere gidince haliyle plaj arıyorum. Adaya ayak basınca rahmetli ablam ve uydu ablalarla küçük motorların olduğu bölüme yöneldik. Plaja o motorlarla gidecekmişiz. Bindik ve gittik. Motor adanın arkasını dönüp yaklaşık 20 yıl sonra abonesi olacağım ve bir çuval hatırayı kumlarına gömeceğim plajı görünce "hah işte zırlamanın zamanıdır" deyip feryadı bastım. Avuç içi kadar bir alanın içine yaklaşık iki bin kişi doluşmuş, bir o kadar insan da denizin içinde oynaşıyor. Plajın kumu nadiren görünüyor ve o görünen kumlar da inşaat kumu biçiminde.. "Bu ne beee, ben buraya girmeeem, uvaaaa, bööö , anneme söyliyceeem, sarışın kazazede nerdeee beeee" diye zırlamaya başladım. Son kısma bir anlam vermeseler de ilk kısımlara hak verdi ablalar.. Gerçekten burada denize girilmezdi. Yolculuk boyunca ilk kez dediğimi yaptırdım ve denize girmek için başka yer aramaya başladık. Sarışın kazazededen ümidi kestik. Ve işte günün işkence olan kısmı o noktadan sonra başladı. Ormanlık bir arazinin denize birleşen kısmında bir yer bulundu. Getirilen ıvır zıvır kumsal için getirilmiş. Kurumuş çimlerin ve çam ağacı döküntülerinin üzerine kurulan bir yerleşim. Kayalıkların oradan denize girme çabaları. Ayağımıza batan kayalar, oturduğumuz yerde ayağıma sağıma soluma yapışan topraklar, yapraklar, kurumuş çam ağacı dalları vs. Ben alışmışım, kumsalda takılmaya, kayalıklar ve toprak rahatsız edici. Zırlamıyorum çünkü durumdan ablalar da rahatsız. Nereden bulduysam Arnavutköy'den bir arkadaşımı bulmuşum. Bir şekilde günümü şenlendirmeye çalışıyorum ve fakat fiziki şartlar buna müsait değil. Toprak ve otlar bulaşmış vücudumuzla ellerimizle, yemek yeme çabalarım vs.. Sonunda günü bitirdik ve kendimizi Şirket-i Hayriye vapuruna attık. Her ada gezisinde rastlayacağınız bir kadro vardır. Bunlar 16-23 yaşları arasında olup genellikle tamamı erkektir. Bir tanesi mutlaka darbuka getirmiştir. Yanlarında bir adet halı, bir deste oyun kağıdı veya okey takımı, olmadı bir de teyp bulunur. Bunun yanında her türlü ıvır zıvır bulunur ama mayoları yoktur. Bir kısmı donla denize girer, bir kısmı yedek pantolonla. Sürekli gürültü halindedirler ve bütün insanların kendilerini izlediğini, en iyi kendilerinin eğlendiğini, diğer insanların kendilerine gıpta ettiğini düşünürler. Kazayla çevreden birileri ve özellikle de kızlar baktıkça, bu düşünceleri daha pekişir ve gürültü miktarını arttırırlar. Maalesef yolculuk dönüşü vapurda böyle bir gruba denk geldik. Darbukalarını çıkardılar ve üç saat boyunca karga sesleriyle kimseye aldırış etmeden çaldılar, söylediler. Repertuarda ne ararsan var. Susmak yok. Netice-i mirkelâm.. Eve geldik.. Ev halkı ne olduğunu, gezinin nasıl geçtiğini sordu. Babama acayip kırgındım. Beni ateşe atmıştı. Kendi kendime "ulan bir daha adaya gidersem iki olsun" dedim. O zamanlar küfür etmesini bilmiyorum. Edemedim tabi. İyi ki de etmemişim. Bu sözümü ancak 16 yıl kadar tutabildim. İşin komiği 16 yıl sonra ilk adaya çıkışımda iskeleden ada içlerine doğru yürürken iki tane gencin hırslı ve sinirli adımlarla iskeleye doğru yürüdüğünü fark ettim. Bir tanesi tam yanımdan geçerken şöyle dedi: "ulan bir daha adaya gelirsem...." Delikanlı küfür etmesini biliyordu ve bütün maharetini gösterdi. Demek ki tarih, gerçekten tekerrürmüş.. Ada sefalarında bile...:) Tatlı kalın:) INTERNET Mİ? KAPKAÇ MI?
INTERNET Mİ, KAP KAÇ MI DAHA TEHLİKELİ?
Son günlerde kulağıma oldukça sık olarak bazı söylentiler gelmeye başladı... İlk başlarda söylentidir nasıl olsa diye kulak asmamıştım... Lakin artık bu söylentiler o kadar çoğaldı ki ufak bir araştırma yapmak istedim... Bir aylık incelemelerim ve de takiplerim sonucunda söylenenlerin gerçek olduğunu gördüm... PORNO DÜNYASINDA DEVRİM Yukarıda anlattıklarım işin sadece beyaz tarafı... Bu konuyu araştırırken daha farklı ve iğrenç gerçeklerle de karşılaştım... Vatandaşlarımız porno dünyasında gerçekten devrim yapmışlar... Eskiden bu konuda Aydemir Akbaş, Dilber Ay, Zerrin Egeliler gibi isimler vardı... Günümüzde ise hiç kimsenin tanımadığı, adını bile bilmediği halkın içinden sevgililer var... Sevgilinizle dolaştığınız sırada aşka gelip öpüştüyseniz ve de şipşakçılar sizi yakaladıysa yandığınızın resmidir... Emin olun ertesi gün yüz binlerce kişi sizin bu görüntülerinizi izleyecek ve tanıyacaktır... Bir de kendi sevgilisini gizli kameraya çeken şahsiyetsiz kişiler var... Eve sevgilisini getirip aşka getiren bu asalaklar, hanım kişinin uygunsuz vaziyetlerini görüntüleyip Internet üzerinden teşhir etmekte... İşin daha kötüsü gizli kamera olmayanlar... Sadece “ufak bir hatıra” adı altında aşklarını kameraya kaydeden bu sevgilileri kısa bir süre sonra Internet’de rahatlıkla bulabilir ve ülke nüfusuna nasıl katkıda bulunulduğunu aleni bir şekilde izleyebilirsiniz... Ateşleri başlarına vurduklarından mıdır nedir, ayna karşısına geçerek kendi çıplak pozlarını çekip, kendilerini teşhir eden genç kızlarımıza ve hanımlara hiçbir şey demiyorum zaten...
Atıf YILDIRIM (2.8.06) August 01 UMUTUmutlar kapılmamak içindir merak etmemek için umuda kapılma bir gün gelecek GÜZEL ÇOCUKbir çocuk vardır içinde saklı ama o kimseye benzemez yüreği sevgi dolu (bunu 13 yaşındaki çocuk yazdı ne acaba?) July 26 YILMAZ ERDOĞAN'DAN SESLENİŞ-"Yalvarıyorum" BU bir mektup.Kuş, güvercin kanadına yazıldı.Kimin vicdanına konarsa o okusun diye.Ölüm üzerine... Mayın üzerine... Kürt meselesi... Türk meselesi üzerine. Güzel kelimeler... Ve çirkin kelimeler üzerine. Ölüme doğru yapılan bu korkusuz koşudan korkuyorum. Mayınlarla parçalanan kardeş cesetleri odamda, yanıbaşımda duruyorlar. Yazdığım her kelimeye daha bir dikkatle bakıyorlar. Onlar dün parçalandılar. Yazıklar olsun diye başlıyor aklıma gelen her cümle şimdi. Yazıklar oluyor zira, insanın biriktirdiği en güzel şeylere. Yazıklar oluyor, bir çocuğun Kürtçe, Türkçe veya her ne hal ve her ne dilde ise gülümsemesine... HER SİLAH ÖLDÜRÜR AMA MAYINDAN KAHPESİ YOKTUR Sevgiliye hediye almaya, pazar alışverişine çıkmaya, bir bebek sahibi olmaya, sigarayı bırakmaya, piknik yapmaya, bir insanı her şeyden çok sevmeye.... Yazıklar oluyor... Yazıklar oluyor hayatın bizzat kendisine. Yapmayın! Mayınlar döşemeyin geleceğinizin güzergáhına. Bu kalleşin ne zaman patlayacağı belli olmaz. Bazen yıllar sonra, bir küçük kız çocuğu çiçek toplarken denk gelir, bazen yirmi yaşındayken ve daha önce hiç görmediğin bir yerde, daha önce hiç tanımadığın insanların arasında hem anayasal hem siyasal hem mukaddes bir yolculuk sırasında.... İnsanoğlu her melaneti icat etti; ama mayından kahpesi yoktur. Her silah öldürebilir, her zaman öldürme potansiyeli taşır; ama mayın MUTLAKA ÖLDÜRÜR. Mayın ıskalamaz! O birini mutlaka öldürür! Uğursuz bir pusuya yatar ve patlayana kadar, bir can üstüne basana kadar bekler. İnsanın icat ettiği EN ÇİRKİN şey silahtır. Ve silahların EN ÇİRKİNİ MAYINDIR! Sebebini unuttum kavganın ve umurumda da değil siyasi tartışmalar. Bir tek şey için dua ediyorum her gece, her gündüz: Kimse genç ölmesin dağlarımızda. EN GÜZEL KELİME 'BARIŞ' ARTIK SOYTARI KELİME Silahlar susmadan sebebi konuşmaya imkán da yok lüzum da. Aklın sesi, akılsızlık susmadıkça duyulmuyor. Ve o zaman akla sadece DURUN demek geliyor. Hemen şimdi DURUN! Hiçbir haber geçmiyor ajanslar artık, ölümsüz. İçinde acı olmayan gecemiz yok.. Ne oldu diyorum yine, kim hangi korkunun, hangi uğursuz hesabın peşinde diye... Barış artık soytarı bir kelime... Her ağızda var; ama hiçbir yerde yok. Nerede bu barış? O, insanın icat ettiği EN GÜZEL kelime. Ama kelimelerle ne isterseniz onu yaparsınız. Barış dersiniz; ama savaş manasınadır. Hatta bütün savaşlar barış için yapılır. Ve herkes adil bir barış için savaşır. Ve akıl der ki, aslında savaşmıyorsanız barışmaya başlamışsınız demektir. Bir barış için yapılması gereken ilk ve belki de tek şey savaşmamaktır. Silahlar patlamaya başlamışsa orada insanın bulduğu güzel kelimeler orayı terk eder. SEVDADAN GAYRISINA AĞIDIMIZ OLMASIN Kelimeler de ölür bazen... Ve kelime cesetleriyle yaşanmaya başlar hayat. O kelimelerin, o cesetlerin... Nece olduğu, yani bu ölülerin ölürken son nefeslerinde hangi dilde konuştukları artık akılsızlığın gölgesinde soğuyan HAYATIN, YAŞAMANIN ta kendisidir. Ölen yirmisindedir. Artık, ardından söylenen ağıtlar kalır. Ve Anadolu'da ağıt sıkıntısı yoktur. Kürtçe'de de, Türkçe'de de binlerce ağıt vardır. Hatta aynı ağıtın hem Kürtçe'si hem Türkçe'si vardır. Yürek yakmak iyi bir işse, ikisi de eşit derecede yürek yakmaktadır. Ama yüreğimizde artık dağlanacak yer kalmamıştır. Sevdadan gayrısına ağıdımız olmasın artık. Şimdi hepinizin huzurunda yalvarmak istiyorum. Gördüm anladım, yapacak hiçbir şey kalmadıysa yalvarıyorum işte. Kendimi küçük düşürmek istiyorum. Taviz vermek istiyorum. Kimin elinde bu kanı durduracak bir güç varsa, ister şeytana tapsın ister puta, ister bir tek Allah'a... DİZLERİMİN ÜSTÜNE ÇÖKTÜM YALVARIYORUM Kimin dudaklarının ucundaysa bunca gencecik hayat, ben ona yalvarmak istiyorum. Ne olur? Bu işi durdur. Ben siyaset miyasetten bahsetmiyorum. Dizlerimin üstüne çöktüm, "Bu genç ölümleri durdur" diyorum. Kimse ateş etmesin kimseye. Hiçbir gerekçeyle. Hatta kendini savunmak için bile... Çünkü savunmaya başlayana kadar masumsun ve masum güzel bir kelime, masum kal... Kim hangi mayının yerini biliyorsa yalvarırım söylesin. Bir káğıda yazsın, bir şişeye koysun, suya salsın söylesin. Kim hangi mayının yerini biliyorsa, kimin gücü yetiyorsa olası ölümlere engel olmaya, ona yalvarıyorum işte. İster şeytana tapsın ister puta, ister oralı olsun ister bizim buralı. Gücü yetiyorsa eğer durdursun bu işi. Ben, bir yurttaş, bir insan olarak kendimi küçük düşürüyorum. İşte açık açık yalvarıyorum, durdursun durdurmaya gücü yeten. Süresiz ve sonsuza kadar. Yalvarıyorum. Dizlerimin üstüne de çöktüm ve ağlıyorum işte. YAZGI BİRİNİ KIŞLAYA BİRİNİ DAĞLARA GÖTÜRMÜŞ Sonra sabahlara kadar tartışalım. Ama şimdi durdur. Yalvarırım. Gençler, çocuklar ölüyor, hepsi kardeş, hepsinde aynı muska, aynı yazgı, aynı televizyon, aynı futbol, aynı hayat... Hepsinin gerisinde dualara bürünmüş paramparça bir sevdalı. Hepsi genç, hepsi güzel... Hepsi Türk, Hepsi Kürt... Gençler... Yazgının biri kışlaya, diğeri dağlara götürmüş... Kürtçe'de "cehel" derler. Kulağa cahil gibi gelir; ama "henüz bilmez" manasındadır, henüz yolun başında manasında... Yalvarırım ne olacak... Benden ne eksiltecekse bu yakarış eksiltsin, maksat hayat çoğalsın bu dünya cennetinde. Bir yangında hep güzel kelimeler yanarken, çirkinleri hayatta kalır... Kınamak, sövmek, hangi haklı gerekçeyle olursa olsun yangına körükle gitmek. Ben kimseyi kınamıyorum, ben kimseye sövmüyorum, ben bu işin tamamını SEVMİYORUM. Kurtulalım istiyorum bu vebadan. Kimseyi haklı bulmuyorum, kimseyi haksız bulmuyorum. Küstüm. 'MIRIN' DENİR KÜRTÇE'DE 'ÖLÜM'DÜR TÜRKÇE'DE Konuşmuyorum bu konuyu... Silahlar susana kadar "SİLAHLAR SUSSUN"dan başka konu konuşmak istemiyorum... İstemiyoruz. Ölmenin, öldürmenin hiçbir türünü, çeşidini sevmiyorum. Ben genç bir hayat kurtulsun istiyorum her tür kavgadan. Hatta kavgayı öven şiirlerden bile uzak dursun istiyorum. Buna bazısı yozlaşma der; ama "yozlaşma" zaten çirkin bir kelimedir.
July 20 BİR DOST...Merhaba Beni tanımıyorsun, en çok da bu yanını seviyorum sana yazarken. Beni tanımanı istemiyor kalbim, sadece dinlemeni. Dinlemeni ve aynı duyguları paylaşmanı benimle .. Herkesten en yakın olacağız birbirimize. Eğer susmazsak, paylaşırsak, saçma bulmaz, anlamlarda buluşursak. Dar geçitlerden, karanlıklardan geldim buralara. Yolum bitmedi daha biliyorum. Eskisinden daha güçlüyüm, en zor yollardan geçtim gibi. Geriye kalan yolda daha zorlu anlarım da olacaktır elbet. Ancak öylesine hazırım ki, öylesine ayakta kaldım ki, daha ne olsa aşarım, aşacağım. Aklım hep geriye dönerdi, anılara, yaşanmışlara, yaşanmamışlara. Bir balığın habersizce ecele takıldığı gibi, takılırdı mazim yüreğime, dünüme, yarınıma. Yine takılmıyor değil zaman zaman. Yine derinlere inmiyor değil gözlerim. Ama artık boğulası hıçkırıklar, pişmanlıklar yok. Sanırım büyümek bu... Büyümek nasıl bir şeydir diye meraklarım vardı.! Galiba görüyorum ve hissediyorum artık bunu. Büyümek için, yaşımdan medet umardım. Hadi artık yaş kaç oldu, büyüt kendini. Nasıl? Rakamlarda değildi hüner, yaşanmışlıklarla geliyordu olgunluk, tabi hüner buysa. Ve hala -sanırım- büyüdüm'lü yaşlar içindeyim. Çok tatlı ama! Çok umarsız her şey. Buysa büyümek, geç kalmışım diyesim var. Düşünmemek her şeyi, dilediğince, gönlünden geçtiğince, an'ı yaşamak; yarını yokmuşcasına. Kaç yarınımız vardı ki zaten. İşte bunu kavramak. Yarın yokmuş gibi yaparsa insan, bugün daha başka yaşanıyordu yaşam. Daha, çok daha başka .. Gelen yarınlara, gelecek günlere de bir şeyler götürmeliydi insan. Bu düne kadar ki düşüncem. Eskiden yani dün mesela, yarınlar için hazırlık yapardım belki de. Hani herkes gibi. İyi bir işim olsun, param olsun, düşünmeyeyim onu bunu. Bana göre değildi bunlar. Bunları yaparken, gününü göremiyordu insan. Bugünümden tat almadıysam yarınlarda ne işime yarayacaktı elimdekiler? Evet yarınlara bir şeyler götürmek zorunlu diyorsanız, ben sevgi biriktireceğim. Eskisi kadar harcanmış değil. Seçilmiş yerini bulmuş sevgiler. Biraz da aşklarımdan katacağım içine. Aşkı bulmakla, aşkın olmadığına inandığım köprülerden indim artık. Aşk vardı hatta aşklar vardı. Her şey aşktı. Doyasıya yaşadığın, bugünündü aşk. Ne olduğunu anlamadan içine düşmeliydi aşkın, senin olmayacağını bildiğindi aşk. Bir ömre hapsedilecek alışkanlıklar, aynı sabahlarda uyanmalar, kavgalar gürültüler değildi aşk. Acı çekmeyi sevenler, seçimlerini bu yönde kullananlara -bize- göreydi aşk. Acıtacaktın yüreğini, ah deliler gibi sevip, geceleri uzatıp ardından sabahlara kanat açmalıydı bitmiş aşklar, kuşlarca özgür. Çok sürmeden, arada kanatılacak yaralardı aşk. Ömürde kalan sevgiyse ne ala, aşkı sığdıran varsa bir ömre, güler geçerim şimdilerde. Ansızın, sorgusuz, baş döndüren, bitecek sabahlardaydı aşk. Yüreğinde kelebekler uçmayacağı an`a kadar, zincirlemek haksızlıktı. Güzel bir iz olarak kalsındı aşk. Nefretlere, kinlere dönüşecekse, yaşanmasındı. Düne ihanet değil bu değişimim, yarına armağan kendimden; kendimi. Yarınıma yorgun, yenik, pişman bir ben götürmektense, aşkları rafa koymayı öğrenip, acılardan sıyırdım yüreğimi. İşte şimdi bulduğumdu aşk. Sen! Dost; bu yazımı okurken seni benimle paylaştığın için teşekkürler. Aşka inanan ama bir ömür sürsün diye çırpınanlardansan, bırak yüreğindeki kuşu hemen, sal uzaklara. İnan durma. Sende benim gibi büyümediysen, unutma sözlerimi. Aşkı benim tanımımla paylaştığında, büyüdüğün andır. Hele bir de içinde kalmış bir sevgili varsa, hani doyamadığın, değilse çok uzaklarda, ona sarılmak en muhteşem andır. Artık yaşam şimdidir. Günü uzatmak, yarından uzak kalmakla başlar ve dünü anmamakla. Balıklar bile öğrendi, oltalardan uzak artık bir çoğu. Büyüyenler yüzmeye devam ediyor ve oltalara takılanları seyrediyor, bizler gibi. Yemlere av olmaktan kurtulup, kendi kendine doymayı öğrenmekle başladı her şey. Büyümekle ... Mutlu ol ve sevdiğince sevil! Bir Dost... DOST MUSUN?Dost musun? Öyleyse canın canımdır...Aynan olmalıyım... Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi...Hem sakınmadan, mertçe... Hani bilirsin, esirgemem lâfımı,Ne şekil gelirse, öylece... Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,Seni de dupduru isterim karşımda... Dostsan Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!Arkamdan şikayetlenme! Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme! Lâf değil, icraat beklerim senden!Öyle bak ki, hislerini görebileyim... Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı! Dil dönerken söylenmeli her şey...Kulak duyarken anlatılmalı... Göz bakarken bakmalıyım sana... Can sağ iken sarılmalı...Keşkelere meydan vermemeli hayatım, Pişmanlıklarla yoğrulmamalı.... Hayır! Dirime selâm vermeyen,Ölüme de fazla yaklaşmasın! Dostsan, ölmemi bekleme!Haklıysam, yaşarken savun beni! Yaşarken yanımda ol! İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan! Ve inanmamışsan, sakın rol yapma!Her söylediğimi onaylaman şart değil... Her yaptığımı beğenmen de gerekmez... Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle, sıkılma! Yadırgayabilirsin beni Ve ben de seni tuhaf bulursam şaşırma...Kandırmanı aslâ kabul edemem! Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm, ama,Beni, bana sormadan yargılama! Her yediğimiz aynı olmaz belki,Her dakikamız birlikte geçmez... Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım... Belki her çağırdığında gelemem fakat,Derdine ortak ararsan, koşarım... Ben de herkes gibi insanım elbet,Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok! Senin işin bu değil! Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında... Dostsan Küçümsemeden, küfretmeden,Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma... Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım, ama... Yorulduğum zamanlarda, Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına...Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim Ve bir deli kadar art niyetsiz...Uğruna seve seve hesabı şaşırırım... Görmezden gelebilirim yanlışlarını... Başkaları enayilik sayabilir,Başkaları akılsızlığıma yorabilir, Bunları dert bile etmem, ama,Sen, aslında aptal olmadığımı,Her an, tekrar tekrar hatırla! Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!Seviyorsan, cimrilik etme, söyle! Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapanla,Hiç sevmediği halde, yılışıp durana sinir olurum! Neyse, o olmalı insan...Kendisi olmaktan korkmamalı! Kendisi olmaktan kaçmamalı!Bil ki, sensin diye seni bırakmam, ama, Ben olduğum için bırakırsan beni,Yas da tutmam arkandan! Bedel mi? Ödemeyeceksen çıkma yola İçten pazarlık edersen, ancak kendine edersin...Kendince küser barışır, kendi kendini yersin! July 15 KAN PERDESİUmutlar yıkıldı silah sesleriyle...
Sabahın güneşine dair umutlar feyatlarla, figanlarla kayboldu...
Gözyaşları, dökülen kanlar misali sıcak zeminde birikmiş...
Gözleri "kan perdeleri" ile kapatılmış, "antiterör" ideolojisini benimsemiş sahtekar insan müsvetteleriydi, huzura düşmanlık eden...
Kağıt üzerindeki mutabıkıyla terör düşmalarıydı bu "karambol denklem"e sessiz kalanlar...
Unutulmayanlardı babasını ölüme teslim eden çocukların haykırışları...
Evsiz kalanlar, aç kalanlar...
Aslında insanlığın can çekişmesiydi bunlar...
Susmakla yetindik, izlemekle yetindik sahtekar emperyalist yayınların vahşet enformasyonlarını...
Sadece izlemekle yetiniyoruz gözleri kan perdesiyle kapatılmış, ecel yolu gözleyen cami duvarına işemekle sabıkalı zavallı canlıların yaptıklarını...
Biliyoruz bir gün yok olacaklarını...
Biliyoruz bir gün kan perdesinin gözlerden kalkacağını...
Biliyoruz can çekişen insanlığa dair duyguların hayata inat yaşayacağını, bir ümtle...
Yok olacak "antiterör" ideolojisi sahtekar zavallı canlılar...
Yok olacaklar, gözlerindeki "kan perdesi" ile...
Murat Yavuz
09/07/2006 01:58 June 23 Yitiyoruz...
Bir reklam çıktı bugün televizyon izlerken.. June 09 FESTİVALLERE BAKALIM... İŞTE KLASİK MÜZİK SEVERLERE GÖRE BİR ETKİNLİK. İSTANBUL 34. ULUSLARARASI MÜZİK FESTİVALİ BAŞLADI. HER GECE YOGUN SESLERLE DİNLEYİCİ KARŞISINA ÇIKMAYA HAZIR. BUYRUN EFENDİM...
Açılış Konseri 08/06/2006
Aya İrini Müzesi Basel Oda Orkestrası
Aya İrini Müzesi Yaylı Çalgılar için Fa Minör Fantezi, KV 608
Mozart Klarnet ve Orkestra için La Majör Konçerto, KV 622 (Viyola için Mozart tarafından düzenlenmiş versiyonu) Ara Woolrich The Theatre Represents a Garden: Night Mozart Re Majör 35. Senfoni, KV 385, "Haffner" Dönem müziği performanslarının öncülerinden Christopher Hogwood, geniş bir alanda sürdürdüğü şeflik çalışmalarını yalnızca barok ya da klasik dönemde kısıtlamıyor. Son yıllarda büyük başarılara imza atan Basel Oda Orkestrası, üretken ve teşvik edici beraberliklerinin temsilcisi Christopher Hogwood yönetiminde izleyiciye kusursuz bir Mozart akşamı sunmaya hazırlanıyor. Hogwood yönetimindeki Basel Oda Orkestrası’nın eşlik edeceği isim ise izleyiciyi, üstün müzik zekâsı ve doğal çalış tarzı ile büyüleyen Tabea Zimmermann. Ara dahil 85’ sürer. Bilet Fiyatları: Tam: 67, 45, 28 YTL / Öğrenci: 12 YTL / Balkon: 112 YTL Alaturka
Aya İrini Müzesi Keine Nacht Music
Tarih Vakfı Darphane-i Amire Binaları Milli Reasürans Oda Orkestrası
Aya İrini Müzesi Bolivyalı Barok
Aya İrini Müzesi Bülent Evcil & Lior Kretzer
Tarih Vakfı Darphane-i Amire Binaları Armoni Bahçesi
Aya İrini Müzesi Mozart Paris’te
Aya İrini Müzesi Kadın Aşkı ve Hayatı
Yıldız Sarayı Silahhane Mozart "18"
Tarih Vakfı Darphane-i Amire Binaları La Clemenza di Tito
Aya İrini Müzesi The Deutsche Kammerphilharmonie Bremen
Aya İrini Müzesi Halit Turgay & Boğaziçi Quartet
Arkeoloji Müzesi Tekfen Filarmoni Orkestrası
Aya İrini Müzesi Üç Denizin Senfonisi
Aya İrini Müzesi Saraydan Kız Kaçırma
Topkapı Sarayı Müzesi Ece Demirci & Barennie Moon
Tarih Vakfı Darphane-i Amire Binaları La Petite Bande
Aya İrini Müzesi Andras Schiff
İş Sanat In The Spirit Of Mozart
Aya İrini Müzesi Freiburg Barok Orkestrası
Aya İrini Müzesi Cecilia Bartoli
Aya İrini Müzesi Ayrıntılar İçin: https://www.biletix.com/iksv/34muzikfest/icerik2.php adresini kulanın lütfen.
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
BKM AÇIK HAVA KONSERLERİ BAŞLIYOR
HER SENE DÖRT GÖZLE BEKLENEN GERÇEKTEN MÜKEMMEL BİR ETKİNLİK. SEVİYORUM BKM AÇIK HAVA KONSERLERİNİ. GİTMEK NASİP OLMADI AMA YAZILI VE GÖRSEL BASINDAN TAKİP EDEBİLDİĞİM KADARIYLA MÜZİK ADINA BAYA DOYURUCU BİR ETKİNLİK OLDUĞU KANAATİNDEYİM.MÜZİKTEN GÖZTERİLERE , POPTAN ROCK TAN GELENEKSEL MÜZİĞE KADAR GENİŞ BİR YELPAZE. BUYRUNUZ BU SENE KİMLER VARMIŞ BAKALIM..
Ayrıntılar için : https://www.biletix.com/live/prmt.php?evgrp=212&Promcd=BKM&p=0 adresini kullanın.
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
EE! TÜRKİYENİN DÖRT BİR YERİNDE ETKİNLİK VARKEN İZMİR YAZIN NE YAPMASIN Kİ? TİYATROYLA DOLU BİR HAZİRAN AYI GEÇİRMEK İSTEYEN İZMİRLİLERE GÖRE BİR ETKİNLİK.
GÜN BE GÜN DOLU BİR HAZİRAN.
AYRINTILAR İÇİN https://www.biletix.com/live/prmt.php?evgrp=251&Promcd=BKM
June 05 Sen, seninle, sensizsen,seninle sensiz
kalmadı artık ne hüzünlerin ahı, ne gecenin siyahı… Sevmek midir karşılığı gözyaşlarının? Ağlarken geceden geceye… Katil kisvesindedir hüzünler… Öldürür gülmeyi Süründürür sevmeyi, Kalbin soğuk zemininde… Gözyaşlarıyla kamufle olur hüzünler… Bir endişe bin kederle… Yerle yeksan olmuş hevesler Ağlarken kaybolmuş , Ağlarken unutulmuş Geceler…… Ömrüm hibe edilmiş sensizliğin çehresine… Gönlüm sebebiyet vermiş “faili meçhul”lere… Ölümün gerekçesiymiş Gülüşlerin, Sensizliğin… Yok edilen sevgimin çelengi olmuş gözlerinin rengi… Sevmeyi sevmemiş sanki Sevmeyi istememiş sanki, sensizliğin… ıslanmakmış gülüşüne bedel ölümlerim seninleyken sensizdim ben…. Adı çıkmış yağmurlarla isyanların bir karanlık sabahında.. Hüzünler istila etmiş limanları göç etmiş çaresiz tebessümler,gözlerimden… Ölümün gölgeleri sarmış ağlamaklı geceleri…. Terk etmiş yokluğunu bana ait olanlar… Terk etmiş sensizliğin beni,bende olmayanlar…. Elimizde Değil...Nerden nasıl geldiğini anlayamaz insan.Bir varmış bir yokmuş dediklerinden olur.Görür görmez aklını alır insanın.Metabolizmayı alt üst eder geldiğinde.. Hepimiz en az birer kez yaşamışızdır aşkı... kimimiz sadece hayatta bir kez,der onun için ama,aşk kimlerin kapısını kaç kez çalacağına kendi karar veriyor sanırım. "bir senin gözler beni anlar elimde değil.." Öyle bir "ben" oluruz ki biz,böyle zamanlarda,aç olmamız açıkta kalmamız,ozon tabakasının delinmesi,kısacası hiçbir şey ilgilendirmez bizi.Sadece sesini duymak,yaşadığını bilmek yeter bize,bir adem evladının. Müptela oluruz.Dünyada bizim kadar seven yoktur birbibrini.Herkes kıskanır mutluluğumuzu..Bu mutluluğa sahip olan o iki kişiyse,kesinlikle eş ruhlardır.Birbiri için yaratılmışlardı. "görür görmez deliren ihtiyaçlar elimde değil." Bir tutku yaratır beynimiz farkında olmadan.Herşeyi güzel,herşeyi kutsal yaparız..Elleri,gözleri,saçları dudakları..teni,kokusu..Taparız adeta,nefes almak gibi birşey olur.Artık yaşamsal faliyetlerimizin devamı için gerekli olur. Çok güzeldir aslında.Sürdüğü süre zarfında.Ne kadar güsel şeyler yaşanır bi düşünsenize.Bi hatırlayın,yoklayın hafızalarınızı.Kaç defa yastığa koyduğunuzda kafanızı,ağzınız kulaklarınızda,aklınız onda uyudunuz..?Ya da alnına bir öpücük kondurduğunuzda dudağınızdan başlayıp ayak parmak uçlarınıza kadar yavaşça yayılan huzuru hissetiniz zevkle.. Hakkını vermek lazım..Güzel günler olur,unutulmaz listesinde... "düşerken son bir kez yalana benimsin benim" Cicim ayları denen vakit..Kimimizin üç ay,kimimizin bir yıl..bittikten sonra o vakitler,başlarız bir şeyleri paylaşamamaya..Eskiden batmayanlar gözümüze,başlar batmaya..aslında ne o ne biz değişmişizdir..ama aşkın gözü kör derler ya o mesele..anlaşmazlıklar tartışmalar,kavgalar hatta ayrılıklar..Gözyaşı başlar akmaya..iner sıcak sıcak yanaklarımızdan..Ve düşer yüreğimize,yakar.. O bile zevk verir bazen,yalan mı?Onun için,yokluğu için,yanlışı için ağlamak..İnsanız işte..Aşığız işte. Ama bir gün..Ki maalesef o gün hep gelir,ipler kopar,ellerimiz ellerimizden kayar ve gider.. Ayrılırız.. "yalansan,yalanı severim elimde değil.." Ve ayrılık acıları başlar.Her bi şey onu hatırlatır bize.Beraber oturduğumuz,hayal kurduğumuz bankın önünden geçerken dolar gözlerimiz istemden."Bizim şarkımız" dediğimiz şarkılar çıkar bi yerde,dayanamaz ararız özelden.. Ve en sonunda,,sizin olan,sahibi olduğunuz bedenin bir başka bedenle yaşayabilmesine şahit olursunuz.. Kahroluuş dedikleri bu olsa gerek değil mi..(: İçkiye vuranları mı ararsınız,saatlerce ağlama krizlerine mi..İntihar teşebüsleri,ya da, hadi aşalım kendimiz,biraz hayal gücü de katıp yeni geleni öldürme planları yapanları (: Asıl olanın kendimiz olduğunu,kendi hayatlarımızda,bizden önemli olan başka bir şey olmadığını idrak edemeyiz.Ya da tam bu noktalarda anlar bazı şanslı olanlarımız.. Diğerlerimiz ise kendine zarar vermekten başka bir şey yapmayacaktır.. Herşey açıktır ama görmek istemeyiz..Onun hatalarının aslında bizden kaynakladığını düşünürüz,ya da yaptığı hatalara istemeden kendimiz birer savunma buluruz.Ama gerçek olan,asla senin kadar sevmemiştir diğeri..Ya da senin gibi sevmemiştir.Ama bunu anlayamayız biz.. "yalansan yalanı severim,elimde değil.." severiz işte.. aşığızdır çünkü.. elde değil... yalan mı.. (: May 19 GÜNDEMDEN MÜZİKLER..ÖNCELİKLE 17/05/2006 TARİHİNDE YAŞANAN LAİK CUMHURİYETİMİZE HEDEF ALINAN DANIŞTAY 2. DAİRESİNE YAPILAN KÜSTAHCA VE APTALCA SALDIYI KINIYORUM VE BI TÜR İNSANLARIN DEĞİL ÜLKEMİZDE CİHANDA AHİRETDE BİLE BARINAMAYACKALRINI SÖYLEMEK İSTİYORUM. BUGÜN 19 MAYIS 2006 ATA'NIN 125. YAS GÜNÜNÜ KUTLUYORUZ VE O'NU SAYGIYLA ANIYORUZ, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINI KUTLUYORUZ ATAMIZIN BİZE BAHŞETMİŞ OLDUĞU SPOR AHLAKI VE GENÇLİK RUHUMUZU HER ZAMAN VATANIMIZI REFAH DÜZEYLERE ULAŞTIRMAK GAYESİYLE. BİLİYORUM Kİ TÜRK GENÇLERİ ATA'NIN MİRASINA SAHİP ÇIKACAKTIR Kİ ÇIKIYOR DA. AMA MAALESEF BİZ GENÇLERE ENGEL OLMAK İSTEYENLER DEM VE ÇAĞDA VAROLMUŞ VE OLACAKTIR DA. BUNLARA İZİN VERMEYCEĞİZ VE ATAMIZIN EMANET ETTİĞİ BU KIYMETLİ VATANI HER ZAMAN BÜTÜNLÜK, HUZUR VE ÇAĞDAŞ SEVİYELERE ULAŞTIRMAK İÇİN DURMADAN ÇALIŞACAĞIZ.BUNUN İÇİN BİZİ KİMSE YOLUMUZDAN EDEMEZ VE YILDIRAMAZ.
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
EVEEET GELELİM MÜZİK DÜNYAMIZA :)
MALUM YAZA GİRMEYE HAZIRLANIYORUZ ŞU BAHAR AYLARINDA. KIŞIN KASVETİNİ ATMAK LAZIM. YENİLENMEK TAZELENMEK LAZIM. BUNU İYİ BİLEN TÜRK MÜZİK PİYASASI YENİ ALBÜMLERLE DİNLEYİCİLERE ULAŞMAYI PLANLIYOR. EE HADİ BUYRUN BAKALIM KİMLERDEN NE GİBİ YENİLİKLER VAR.
NİL KARAİBRAHİMGİL - TEK TAŞIMI KENDİM ALDIM 2006
Müzik dünyasının en sevilen, en başarılı, en üretken sanatçılarından biri olan Nil Karaibrahimgil yine son derece enerjik bir albüme imza attı. “Tek Taşımı Kendim Aldım” isimli bu yepyeni albüm 2006 yılının en çok dinlenen albümlerinden biri olacak. -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
MOR VE ÖTESİ- BÜYÜK DÜŞLER 2006
"Dünya Yalan Söylüyor” ile büyük başarı yakalayan rock grubu Mor ve Ötesi’nin 5. albümleri “Büyük Düşler” 9 Mayıs 2006 tarihinde tüm müzik marketlerde ve dijital satış platformlarında yerini alarak dinleyicilerini kendi “büyük düşler”iyle başbaşa bırakıyor. “Dünya Yalan Söylüyor”un yayınlanmasını takip eden birbuçuk yıllık yoğun bir turne ve tanıtım döneminin ardından grup, geride kalan altı ayı yeni albümün üretim sürecine adadı. Albüm 12 şarkıdan oluşuyor. 1. Parti
2. Kördüğüm 3. Ayıp Olmaz mı? 4. Şirket 5. Küçük Sevgilim 6. Durma Öyle 7. Kış Geliyor 8. Darbe 9. Saklama 10. Sonu Belli 11. Çocuklar ve Hayvanlar ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- PAMELA-CEHENNET 2006
Ilk 2 albümü ile genis bir hayran kitlesi yakalayan PAMELA cennet ve cehennem arasinda anlamina gelen "CEHENNET" ile tekrar hayranlarinin karsisina çikiyor. Albümde yer alan 13 parçayi daha önceki albümlerinde oldugu gibi Artun Ertürk ile hazirlayan genç sanatçi müzik dünyasina hizli bir geri dönüs yapiyor. Ankara'da prodüktörü Artun Ertürk ile kiraladiklari bir evde baslayan çalismalar ve geçen 7 ayin sonunda Pamela 10 Mayis Çarsamba günü 3. albümü "CEHENNET" ile dinleyicisiyle bulustu.Albümün çikis parçasi "Artik Birseyler Yapmak Lazim(Istanbul'dan Gitmek)" Pamela'nin hayata pozitif bakisini anlatan, iyimserlik, umut ve canlilik dolu, insanin kalbinde akustik titresimler yaratan bir parça..
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
RASHİT- HERŞEYİN BİR BEDELİ VAR 2006
Rashit, bu albümde tüketim toplumuna, günümüz sosyo-politik ortamina iliskin elestirilerini ve gündelik hayatin çeliskilerine dair hissettiklerini müzikal tavriyla disa vurarak, konsept albüm gelenegini bozmadi. Prodüktörlügünü Erdem Helvacioglu’nun üstlendigi albüm, Rashit’in önceki albümlerindeki müzikal çizgisinden farkli olarak, 2000’lerin modern rock sound’lariyla 80’lerin post-punk ve new wave anlayisinin, Türk ezgileriyle birlestigi bir çalisma. Ayni zamanda, albümde Ingiliz post-punk grubu “Japan”in bas gitaristi Mick Karn ve “Iggy and The Stooges”den tanidigimiz “Steve Mackay” gruba eslik etti.
Türkiye’nin dört bir yaninda verdigi konserlerle taninan Rashit, bugüne kadar The Cure, Korn, Offspring, Pet Shop Boys, Dead Kennedys, The Cardigans, Simple Minds, Suede, Echo and The Bunnymen, Massive Attack, Pulp, David Byrne, Hanin Elias, Glen Matlock(ex-Sex Pistols), Gallon Drunk gibi sanatçi ve topluluklarla birlikte çesitli konserlerde ve festivallerde sahne almistir. 1.Teker Teker
2.Çarpisan Otolar 3.Zor Günler 4.Dans Et 5.Kara Güller 6.Potlatch 7.Tüketiciyim 8.Nekrofil 9.Ölmek Için Çok Genç 10.Her Seyin Bir Bedeli Var 11.Yitik Insan 12.Hayal kirikligi ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ATHENA - "IT" 2006
13 Nisan 2006 da Pasaj Müzik etiketiyle müzik marketlerde yerini alan olan Athena'nın 7. stüdyo albümü İT müzikseverler için özel bir deneyim olacak gibi.
İngilizce albümleri üzerinde çalışan grup özel bir müzik kanalının yılbaşı çekimleri için, kendi parçalarının yanı sıra bir cover parça da istemesiyle, sevdikleri parçaları toplamaya başladı. İlk gün hiçbir parçadan emin olmazlar, sabah uyandıktan sonra Gökhan'ın aklında Nirvana'nın 'Breed' şarkısının melodisi döner ve hemen sözlerini yazar. Yılbaşı çekimi için istenilen cover İT albümünün doğuşuna güzel bir sebep olur. O kadar gerçek durmuştur ki yaptıkları, bu samimiyeti paylaşmaya karar verirler. Efsane grup Nirvana'nın 'Breed' parçasının 'Köpek' olarak albümde yer alması için gectiğimiz aylarda Amerika'ya demo kayıtlar gönderilerek Courtney Love'dan özel izin alındı. İzinlerin alınması için Onair stüdyolarında hücum kayıt olarak kaydedilen "Köpek" o haliyle İT albümünde yer aldı. Albümdeki diğer parçalar ise; 5 karış, Masum Kalamayız, Kayıp ve Yalan dır. 5 parçadan oluşan albüm E.P özelliği taşımakta.
-------------------------------------------------------------------------------------------------------- May 04 Haberler ve Bu Haftasonu Ne yapsak?Kazım Koyuncu’ya anıt mezar
Kanser hastalığı nedeniyle tedavi gördüğü Amerikan Hastanesi’nde 25 Haziran 2005’te hayatını kaybeden sanatçı Kazım Koyuncu için anıt mezar yapılacak.
Ankara Mimarlar Odası’ndan heykeltıraş Ali Asgar Çakmakçı ve Erdal Duman ile mimar Mehmet Ali Özgün ve Belgin Durgunanıt, Koyuncu’nun Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy köyündeki mezarının çevresinde inceleme yaptılar.
Heykeltıraş Erdal Duman, Kazım Koyuncu için doğum yeri olan Yeşilköy köyündeki mezarının yakınında bir anıt mezar yapmayı planladıklarını belirtti. Duman, “70 metrekare alanda yapmayı planladığımız anıt mezar için tamamen doğaya ve yöreye uygun desenler ile doğal taşlar kullanacağız” dedi. Anıtın tüm masraflarının sponsor firmalar tarafından karşılanacağını ifade eden Duman, “Adeta Karadeniz evleri gibi doğayla bütünleşmiş bir görünüm kazanacak. Buraya gelen insanlar anıta baktıklarında hüzünlenip, üzülüp ağlamak yerine sanki Kazım Koyuncu bir konserdeymiş gibi onu görüyor, seyrediyor gibi hissedecek. Biz ekip arkadaşlarımızla buna dikkat ediyoruz. Ayrıca anıt yanına havuz yapacağız. Havuza 450 metreden su getireceğiz. Doğanın içinde, doğayla baş başa bir Kazım Koyuncu kimliği ortaya çıkacak” diye konuştu. Ekip arkadaşlarıyla incelemelerini yaptıklarını kaydeden Duman, “Hopa’daki mimar arkadaşımız Murat Yılmaz, arazi yapısına göre mezarın şekil ve krokilerini çizmişti. Bizler de buna göre proje hazırladık. Bu anıtı Kazım Koyuncu’nun ölüm yıldönümü olan 25 Haziran’a kadar yetiştirmeyi amaçlıyoruz. Onun için çok hızlı bir şekilde çalışacağız” dedi. -------------------------------------------------------------------------------------------------------- Sting, Depeche Mode Biletleri Kapışıldı Önümüzdeki yaz İstanbul, müzik devlerinin akınına uğrayacak. Kuruçeşme Arena, Sting, Roger Waters ve Depeche Mode konserlerine ev sahipliği yaparken, hayranlarının yıllardır beklediği Whitesnake grubu da Park Orman'da sahne alacak. BOĞAZ'DA STING KEYFİ ARENA'DA DEPECHE MODE NİHAYET WHITESNAKE! ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Redd’den 2. Albüm!
Geçtigimiz yil rock müzik dünyasina “Mutlu Olmak için” ile giris yapan redd, “Kirli Suyunda Pariltilar” adli 2. albümleriyle müzik marketlerde…50/50 adli ilk albümlerinin ardindan Pasaj Müzik etiketiyle 2. albümlerini çikaran redd, çikis parçalari “Falan Filan” ile sevenlerinin karsisina çikti. Klibi Cemil Agacikoglu tarafindan Hadimköy’de çekilen “Falan Filan”, herkesin kaçip gitmek istedigi, ruhsal ve bedensel kalabaligindan uzaklasmayi düsledigi “o” yeri anlatiyor. Klipte redd, “manzaraya daldim ses çikarma gerçek can sikar beni uyandirma ‘’ derken sehirden kaçisi muhtesem canli performansi ile yansitiyor.
11 sarkinin yer aldigi albümün bir sürprizi de büyük usta Bülent Ortaçgil’in 1990 yilina ait 2.perde adli albümünün en güzel ask sarkilarindan biri olan Çiglik Çigliga cover’i. Ilk albümlerini Subat 2005’te çikaran ve bir sene aradan sonra sevenlerine yeni bir albümle geri dönen redd, vokalde Dogan Duru, elektrik/akustik gitarda Berke Hatipoglu, elektrik/akustik gitar ve geri vokalde Günes Duru, hammond/ syth ve piano da Ilke Hatipoglu ve bu albümde gruba dahil olan davul da Suat Ayyildiz’dan olusuyor.
ATM stüdyosunda Alp Turaç ile birlikte kaydedilen albümün prodüktörlügü ise redd’e ait. “Falan Filan, Asik, Bak Keyfine, Prensesin Uykusuyum, Roman Kahramani, Kirli Suyunda Pariltilar, Artik Melek Degilim, Ne olmaya Geldim , Dünya, Çiglik Çigliga, Hala Ask Var mi” olmak üzere 11 sarkidan olusan albümün kartonet grafik tasarimi ise Alican Tezer tarafindan yapildi. Albüm fotograflari ise Cemil Agacikoglu’na ait.
redd, 2. albümün ilk konseri için 6 Mayis’ta Studio Live’da ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ Almora 1945 Gala Gecesi
Almora, 2002 yılında Knight Errant’tan ayrılan Soner’in kurmuş olduğu, müziğinde geniş bir yelpazeye ışık tutarak çello, obua, yaylı tambur, keman, flüt gibi enstrümanları da çok cesaretli ve müthiş bir uyumla harmanlayan bir grup. İşte bu güzelliği canlı performanslarıyla dinlemenin bir yolu. Neziz, kaliteli ve eşsiz denilebilinecek türden bir konser..
Almora 5 mayıs 2006 da son albümleri olan 1945'in gala gecesinde dinleyicileri ile buluşuyor.Kapı açılış saati:22:00'dir.Tam: 20YTL Öğrenci 15YTL ---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- YÜKSEK SADAKAT & DEM Konseri Kemancı Rock Bar'da!
Takvimlerin Hüznü…Yırtılan her yaprak misali bir sonbahardı… Ömür… Üzülmeye vakit bulamadığımız anların telafisiydi artık zaman… Kaybedilen sadece 365 kağıttan oluşan bir yığın değildi oysa… Çok şey kaybedildi aslında bu sonbaharda… Ölümdü beklenilen muhakkak Çaresiz ve bir o kadar da hevesti Beklenilen… Çok şey bekledik bu hayattan bekletilirken… Sahte tebessümler aldı başını gitti sonbaharda… seyrek yağan kar taneleriydi sonbaharın hüznü.. üzüntü değildi bu, hayata tebessümdü… hep hayallerim vardı sonbahara kalan… bitmeye yüz tutmuş umutlarım.. önemi yoktu artık hiçbir şeyin… ne kazananın ne kaybedenin… takvim yapraklarının üzerine oynadığımız bir kumardı bu… sahte tebessümlerin varlığıyla aldatmaya çalıştığımızda aldatılmışız çoktan.. hüzün değildi bu, ölüme tebessümdü… beklemezdik geleceğini bile bile… beklemezdik geleceğini hissetsek bile… seyrek yağan kar taneleriydi sonbaharın hüznü… ölümün varlığını hissetmekti saçlardaki kar yığınlarının soğukluğu… savrulan yapraklar misali gitmişti… tebessüm değildi artık ,takvimlerin hüznü…
Murat Yavuz 27.04.2006 12.48 Dinleyin bu hayatı….Hayatla müzik arasında benzerlik olduğunu çoğu zaman bilincimizde yer versek de yine de farkında değilizdir… Bir müzik misali geçer hayatımız… Biz o müziğin umarsız notalarıyızdır… Fark etmeden ilerleriz Müzik bitinceye kadar… Bir introyla başlar hayatımız… Kimilerine göre uzundur bu intro.. Kimilerine göre de oldukça kısadır Asıl şarkının söylendiği ana kadar bir mesafe söz konusudur Çeşit çeşittir hayatın müziği… Kimileri arabesktir kimileri pop kimileri rock.. Herkesin bir yeri vardır hayatın müziğinde.. Farklı müzikler olsa da… Ve bir müzik kadar da kısa olduğu aşikardır hayatın… Hayat denilen bu müziğin akışına gereğinden fazla kapılmak da umursamamak da iyi değildir zira.. kimileri değerlendirir bu hayat müziğini… dolu dolu dinlerler… anlayarak dinlerler hayatı.. kimileri de bu müziğin içindeki enstrümanlardan dolayı anlayamazlar ziyan ederler müziği… müziğin en hareketli yerinde müziği eleştirmekle, müziğin akışını değiştirmekle uğraşır kimileri de… müzik biterken yavaş yavaş kısılan enstrümanların sesleri misali hayatımız da son bulur… introyla başlamıştı bu hayat ve sonunda da sanatçının sessizliğiyle birlikte sesi kısılan enstrümanlar neticesinde bir outroyla biter….
Murat Yavuz 26.04.06 13.51 April 17 NeyseNeyse…
Hep böyle başlardı umarsız olduğu sanılan cümleler…
Çıkmaz sokaklarda kaybolurdu fikirler Sözler… O anda bir neyse çıkardı ağızdan Çoğu zaman işe yaramayan bir kelimeydi Umarsızdı çünkü… Getirdiği umarsızlıkla bazen çıkmaz sokakların yolu da çıkmaza girerdi… İstenmeyen şeylerin özetidir Neyse… Geçiştiririz hep istenmeyen şeyleri… Dersleri… Günlük işlerimizi… Hoşgörüyü… Her şey için neyse denilmiştir de konu alınganlığa gelince kaybolmuştur bu kelime… En az alınganlık kadar gereksizdir bu kelime zira… Konuşarak halledilmeye çalışılan konuların bitmeyen sonunda yer alır… Duyulan pişmanlık belirtisidir ‘’neyse’’ Biraz hoşgörüden pişmanlık duyacak kadar çaresiz kalmışlığın bir hissi vardır içimizde… İstenmeyen doğrultuda anlaşılan yanlışlar… Neyse… Gereksiz olan her şey için Gereksiz olarak gördüğümüz her şey için… Neyse… Sarf edilen ‘neyse’ lerin haddiyle hesabı arasındaki orantı çoktan kaybolmuştur… Lanet olası zıkkım için öldürülen insanlar… Önceki nesilin sonraki nesile attığı kazıklar… Unutulan insanlık değerleri… Bir hiç uğruna kaybedilen zamanlar… Artık zamanı gelmedi mi söylemenin? Neyse… Neyse… Neyse… Murat YAVUZ
21.09.2005 April 12 Köşe Yazarları Aranıyor....Sitemiz için yeni köşe yazarları alınacaktır. Başvurular için lütfen koseyazisi@hotmail.com adresini kullanınız.
Şartlarımız yine her zaman ki gibidir. Yazdığınız yazıların düzgün bir Türkçe ile yazılmış olması, ve kişi veya kurumlara hakaret içermemesi gerekmektedir. March 29 Şebnem F.- Duman-Vega Yakındakiler...Şebnem FERAH İZMİR KONSERİ
ŞEBNEM TÜM HIZIYLA ANADOLU TURNESİNE DEVAM EDİYOR. 5 NİSAN KONYA KONSERİNİN ARDINDAN YAKIN TARİH SONRASINDA İZMİRİ TEKRAR ZİYARET EDİYOR ROCK VOKAL İLAHESİ. EE! BUNUN BENİM İÇİN SEVİNDİRİCİ OLDUĞU HERKESİN MALUMUDUR. ANCAK HANİ YAZA DA OLSA GÜZEL OLURDU. BENİM ENDİŞE ETTİĞİM NOKTA ŞİMDİ BU KADAR TURNEYE ÇIKIYOR YAZA ÇIKMAZSA NAPARIZ ENDİŞESİDİR. HER ZAMAN SÖYLERİM YAZ VE AÇIK HAVA KONSERLERİNİ HER ZAMAN DAHA ÇOK TERCİH EDERİM. UMARIM ŞEBNEM FERAH DA YAZA HIZINI AZALTMAZ.GERÇİ ÇOOK YORULUYOR CANIM YAA.. :D İŞTE BUYRUNUZ EFENİM DEĞERLİ İZMİRLİLER-İZMİR DIŞINDAKİLER DE TABİ Kİ- ,BU ARADA İZMİR DIŞINDAKİ ARKADAŞLAR "BU NE BİÇİM YER KONSER PAVYONDA MI YANİ?" GİBİ SÖYLEMLERİNİZE BUYRUNUZ BURDAN CEVAP ARAYINIZ :D (mor ve ötesi, duman, fazıl say, mercan dede... burada da sahneye çıkmışlardır ve 27 Mayıs Apocalyptıca konseri de yine burada gerçekleşecektir)
tarih: 23 nisan pazar mekan : Fuar Atlas Pavyonu Başlama saati: 20:30 bilet fiyatları: 17 YTL (kapıda:20 ytl) ----------------------------------------------------------------------------------------
Duman Eskişehir Konseri
Son albümleri "Seni Kendime Sakladım" ile sadık dinleyici kitlelerini arttırmaya devam eden, Türkiyenin tartışmasız en iyi rock gruplarından biri olan Duman, Eskişehirli izleyecilerine yeni albümün ilk performansını 4 Ocak 2006 tarihinde 222 Park'da sunmuştu.Yoğun istek üzerine Duman 4 Nisan 2006 tarihinde yeniden Eskişehir 222 Park'da olacak. 4 Nisan 2006 tarihinde 222 Park'da gerçekleşecek konserin biletlerini, 222 park, 222 Brasserie, Eskişehir Ezgi Müzik ve Eskişehir Raksotek'ten temin edebilirsiniz. Etkinlik Tarihi : 04 Nisan 2006 Salı Etkinlik Mekanı : 222 Park ------------------------------------------------------------------------------------------- VEGA MARMARA ÜNİVERSİTESİ ve İZMİR PLATINIUM KONSERİ
Vega, 6 nisan perşembe akşamı Marmara üniversitesi göztepe kampüsü'nde hafif müzik albümünden sonraki ilk üniversite konseriyle.Ve ardında 8 Nisan Cumartesi günü izmir Levent Marina Platinium da sahneye çıkacaklar. gözlere ve kulaklara şenlik bu olsa gerek...biletler bilet'ix te efenım... March 22 BAHARA DOĞRU YENİ ETKİNLİKLERBAHARA DOĞRU MOST KONSERLERİ 24 MART-29 NİSAN 2006
Bahar geldi çattı derken sanat düntası çoktan hareketlenmeye başladı. Birçok organizasyonlarla sanatseverlerin karşısına çıkan sanatçılar adeta baharla yarışıyorlar.
İşte bu organizasyonlardan biri. Daha önceki yıllarda yaz aylarında gerçekleştirilen Most Konserleri bu sene Bahar aylarında gerçekleştiriliyor. Gerçekten dinlenilesi ve gidilesi sanatçıların yer aldığı bir etkinlik. İşte etkinlik takvimi:
Bilet Fiyatları : 82,50 YTL-67 YTL-56 YTL-45 YTL-104 YTL (Protokol)
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
MAZHAR FUAT ÖZKAN 25 Mart Cumartesi 23:59
Mekan: Olimpia Wish Clup
Bilet Fiyatları: 55 YTL
18 YAŞ SINIRI VARDIR.
Bilet fiyatına 1 yerli içki dahildir. TÜRKİYE'NİN MÜZİK DEVİ "MAZHAR FUAT ÖZKAN" SEVENLERİYLE OLIMPIA WISH CLUB SAHNESİNDE BULUŞUYOR.EGLENCE İÇİN BİREBİR. Türkiye'nin müzik devi MFÖ, bitmeyen enerjileri ve muhteşem sahne performanslarıyla sevenlerine unutulmaz bir müzik ziyafeti sunacak. Geçmişten günümüze, MFÖ şarkılarıyla unutulmaz bir yolculuk yapmak isterseniz 25 Mart 2006 Cumartesi gecesi Olimpia Wish Club'da buluşalım. Türkiye' nin en önemli ve köklü gruplarından olan MFÖ, müzik dünyamıza sundukları, tümüyle kendilerine ait söz ve bestelerden oluşan albümleri , yurtiçi ve yurtdışı konserleri ve aldıkları sayısız ödüller, getirmiş oldukları yeniliklerle pop müzik tarihinin simgesi olmuşlardır. ----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
![]() ŞEBNEM FERAH 31 MART İZMİT KONSERİ
![]() -----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
|