Köşe's profileKöşe Yazarları Spaces'iBlogLists Tools Help

Blog


    December 12

    Adı: Yaşar

     

    Bilecik'in İnhisar ilçesinde yaşayan Yaşar Ağabey ve çocuklarının başından neler neler geçmedi ki?... Ne siz sorun... Ya da durun durun... Siz sormadan ben anlatayım. Çok çekti Yaşar Ağabey, şimdi bu var ya...

    En iyisi ben en başından anlatayım size olayı. Kendisine üniversite gezisi sırasında lastiğimizin patladığı bir Bilecik ilçesinde rastladık. Allah'tan kaptan usta şoförmüş de ustaca bir manevra ile sağa yanaşıp durdu. Gerçi aramızdan biri "Bu otobüsün tekerleri dubleks, öyle kontrolü kaybetmez." dese de esasında biz olayın bilincinde olan üniversite gençliği olarak kendimize eğlence çıkartmak maksadı ile direksiyon hakimiyetini kaybetmeden sağa yanaşarak flaşörlerini yakıp yine ustaca bir hareketle el frenini çeken kaptanı alkışlayıp ıslıklayarak eğlencemizi bulma yolundaydık.

    Velhasıl-ı kelam lastiğimiz patladı. Zaten eğlence için yola çıkan üniversite gençliği olarak otobüsten inip etraftaki kayısı, badem, elma ve türevi meyveleri dalından tüketebilmek için kendimizi bağa bahçeye vurduğumuz sırada bahçe sahipleri tarafından fark edilip kovalanırken aha bu ağaçtaki ağabeye rastladım.

    İsminin Yaşar olduğunu daha sonra öğrendiğim bu ağabey hakkında uzun zamandır bu ağacın üzerinde yaşıyor olsa gerek diye düşündüm. Zira ağaçla bir bütünlük arz ediyordu. Duruşu, mizacı tam bir köknarı andırmaktaydı. Kendini ağacın bir dalı zannettiği gibi çocuklarını da ağacın meyveleri zannediyor olmalıydı!

    Bu ağaçtaki ağabeyi ve yanındaki 4 sabi sübyanı görünce durdum ve merak ettim. Ancak kaçtığım köylüler aklıma gelince geri dönüp köylülere doğru hamle yaptım. Arkadaşlarım da gaza gelip köylüleri dövmek için peşimden koştular. Birbirimize doğru kalabalık iki grup olarak karşılıklı koşuştuğumuzu gören kaptan da levyeyi kaptığı gibi koşmaya başladı. Kaptanın koştuğunu gören 2 muavin de krikoyu indirip kaptanın peşinden koşunca köylüler birden duraksadı.

    Ben "Hah! Sonunda merakımı giderebileceğim. Nihayet durdular." diye düşünürken üstlerine doğru gelen kalabalıktan korkan köylüler kaçmaya başladı. Ben de "Kaçan kovalanır." deyip köylülerin peşinden koşmaya başladım. Benim koşunca arkadaşlarım da beni yalnız bırakmamak için daha bir hızla koşmaya başladılar. Arkadaşlarımın hızlandığını gören kaptan, kaptanı gören muavin için de aynı şeyler yine geçerli tabi.

    Arazi engebeli olduğundan, ben de antrenmansız olduğumdan tökezleyip yeri öpünce arkadaşlarım birer ikişer beni geçmeye başladı. Ayağımı burktuğum için içim geçmiş, bayılmışım.

    En arkadan gelen ve benim bayıldığımı gören muavinlerden bir tanesi. "Koşun la koşun! Sinan�ı dövmüşler!" diye ortalığı daha bir telaşa verince bizim arkadaşlar daha bir hırslanıp köylüleri yakalamış ve levye, kriko, taş, sopa... Allah ne verdiyse iman gücüyle bir güzel girişmişler.

    Tam benim yanıma geri dönerlerken az ilerdeki tepede koyunları otlatan çoban köylülerin dayak yediğini görüp cepten muhtarı aramış. Muhtar da köyde eli sopa tutan ne kadar erkek, kadın, çocuk varsa alıp aşağıya inmiş.

    Bu sırada devriye gezen jandarma ekipleri beni bulmuş ve karakola götürmeden önce ilçe sağlık ocağına götürmüş. Ben kendime gelir gelmez ağaçtaki adamı sordum, "Yaşar" diyip kaba etimden nüfuz eden bir iğne yaptılar. O sırada tekrar bayılmışım...

    Bu arada köyden gelen takviye güçlerle karşılaşan arkadaşlarım girdikleri ikili mücadeleler sonucunda feci şekilde yaralanmışlar. Yarım saat, bilemedin kırk beş dakika sonra tekrar kendime geldiğimde yine o ağaçtaki adamın adını sordum. Asker: "Ne ağacı kardeşim manyak mısın? Millet can derdinde sen ağaç diyorsun!" diye çıkışınca merakla etrafıma bakındım. Bizimkiler kan revan içinde, bir kısmı yatıyor bir kısmı ayakta inlemekte. Keza köylüler yine aynı şekilde. Bir tabur asker de başlarında ifade almaya çalışıyor...

    Daha sonra yanıma gelen rütbeli bir asker önce benim gruptan olup olmadığımı sordu. "Öğrenci grubundanım." Dedim. Bu sefer neden sağlam olduğumu sordu. Olaylardan haberim olmadığı için bu soruyu boş bırakıp diğer soruyu rica ettim. "Biri şunun ifadesini alsın." dedi. Erlerden biri geldi. Anlatmaya başladım:

    "Üniversite gezisi sırasında lastiğimizin patladı. Allah'tan kaptan usta şoförmüş de ustaca bir manevra ile sağa yanaşıp durdu. Gerçi aramızdan biri "Bu otobüsün tekerleri dubleks, öyle kontrolü kaybetmez." dese de esasında biz olayın bilincinde olan üniversite gençliği olarak kendimize eğlence çıkartmak maksadı ile direksiyon hakimiyetini kaybetmeden sağa yanaşarak flaşörlerini yakıp yine ustaca bir hareketle el frenini çeken kaptanı alkışlayıp ıslıklayarak eğlencemizi bulma yolundaydık.

    Velhasıl-ı kelam lastiğimiz patladı. Zaten eğlence için yola çıkan üniversite gençliği olarak otobüsten inip etraftaki kayısı, badem, elma ve türevi meyveleri dalından tüketebilmek için kendimizi bağa bahçeye vurduğumuz sırada bahçe sahipleri tarafından fark edilip kovalanırken aha bu ağaçtaki ağabeye rastladım...

    Aha o ağaçtaki ağabeyi ve yanında ki 4 sabi sübyanı görünce durup merak içinde geri köylülere doğru koşunca köylüler birden durup kaçmaya başladılar. Ben de adamın hikayesini öğrenebilmek için arkalarından koştum. O sırada düşmüşüm. Gerisini hatırlamıyorum. Sahi o adamın ismi ne?"

    Asker "Yaşar." dedi ve gitti.

    Üniversite öğrencisi olduğumuz için başımız ağrımasın diye köylülerle barıştırılıp jandarma arabasıyla otobüsümüze getirildik. Araçtan inerken yanımızdaki askere ağaçtaki adamı sordum yine. "Yaşar" deyip beni otobüse bindirdi.

    Adamın hakkında ismi dışında başka hiçbir şey öğrenemedim ama kesin büyük acılar çekmiştir. Eminim yani! Adamın ismini öğrenmek için ben bu kadar badire atlattıysam o adam kesin büyük acılar çekmiştir. Her şeyime iddiaya girerim ki o adam büyük acılar çekmiş abi! Yok yani kesin, yani galiba!

    En son dayanamayıp komutanın yanına koştum araba hareket ederken...

    - Komutanım bu adam kim?

    - Yaşar!

    - 4 tane sabi sübyanla ağaçta ne işi var!

    - Ne biliyim çocuğum? Bahçeye çocuklarını oynatmaya falan getirmiştir. Hadi bakayım sen de bin arabana yoluna git. Akıllı olun! Ananız babanız sizi okuyasınız diye gönderiyor okula, böyle zıbıdılık yapasınız diye değil! Hadi! Köy çıkışına kadar eşlik edeceğiz otobüse. Seni bekliyoruz hadi!

    - Nasıl yani?

    December 09

    Tarzan Selim

     
    1983 Sivas ili Yıldızeli ilçesi Demirözü Köyü'nde dünyaya geldi. İsmi Selim ama biz köy eşrafı kendisine Tarzan Selim de derdik. İzlediği bir Tarzan filminden sonra kendi dağa-bayıra vurdu. Geceleri ormanda ağaçlar üzerinde yatardı. Bu Tarzan sevdası yüzünden okulda okumadı Selim. Oysa evin tek oğluydu ve her evin tek oğlu olan aileler gibi Selim’in ailesi de önceleri çok sevinmişlerdi, "Oğlumuz avukat olacak, oğlumuz doktor olacak, oğlumuz Mühendis olacak, ÖSS’ye girecek, o da sistemin bir parçası olacak” diye…

    Bir 23 Nisan sabahı ailesi Selim'i güç bela ormanda bulup okula götürdüler. Akranları 23 Nisanlarda okul bahçesinde tören yaparken Selim’in orada olmayışı ailesini çok üzüyordu. Herkesin çocuğu sırtlarında çanta okula gidiyor, önemli gün ve haftalarda şiirler okuyor, piyeslerde rol alıyor, caca-cola, fanta, kinder sürpriz, peti danone ile yerli malı haftasını büyük bir şevk ve neşe içinde kutluyordu…

    Fakat Selim, tören sırasında köyün tek öğretmeni, aynı zamanda okul müdürü konuşma yaparken birden bire boş bayrak direklerinden birine çıkıp bağırmaya başladı. Kalabalıktan korkmuştu ve ormandaki aslandı, fildi, bilimum hayvan eşrafından dostlarının gelip kendisini kurtaracağına inanmıştı. Oysa okulun arka kapısından fırlayıp onu oradan indirmek için koşa koşa gelen okul hademesinden başka kimse gelmedi Selim’i kurtarmaya. Okul hademesi onu ikna için çok çabaladı. Başaramayınca törenin devam etmesi için onu indirmek üzere bayrak direğine tırmanmaya başladı. Direk ikisini birden taşıyamayınca müdürün üzerine devrildi. Müdür acilen hastaneye kaldırılınca tören de iptal edildi.

    Ailesi artık onun okumayacağını anlamış kendi haline bırakmıştı… Selim git gide yaşadığı hayatı benimsemişti. Artık hiç köye inmez olmuştu. 2-3 ayda bir köye iner "Bu köyde niye aslan, kaplan yok? Devlet bize yardım etsin, köye aslan getirtelim." diye muhtara çıkışırdı. Sonra ahırdaki inekleri, keçileri çıkarır dağa sürerdi. İnekle, keçiyle Tarzancılık oynardı. Komşusu Ekrem Amca’nın horozunu da maymun etmişti bu uğurda. Alışmış hayvan gece olunca geri ahırına döner ama Selim dönmezdi…

    Durumu iyice kötüye giden Selim, "Timsah avladım, fil avladım, kaplumbağa avladım..." diye komşu köyün koyununu, kuzusunu, keçisini sırtlar köye getirdi. Selim’in bu halleri çevre köyleri de çileden çıkarırdı. Hatta bu yüzden sık sık kavgalar çıkardı.

    Uzun süre Ceyn’ini bekledi Selim. Onunla evlenecek, köyün üstündeki ormanlık tepede ona pembe sarmaşıklı, ağaçtan bir kulübe yapacaktı. Orada mutlu mesut yaşayacaktı. En büyük hayali buydu.

    Timsah, arslan, fil avından vazgeçmiş ve evlenme yaşı çoktan gelmiş olan Selim, artık komşu köylerden kız kaçırmaya başlamıştı… Koyun kuzun tamamdı ama olay artık namus meselesine dönüşmüş, hatta öyle ki Kadının Sesi ve türevi konulara malzeme olmaya başlamıştı.

    Yine Kadının Sesi programlarının birinde yayına telefonla katılan ve ismini vermek istemeyen bir izleyici kızının da kendisini "Zeyna" zannettiğini belirterek bu iki genci baş-göz etmeleri önerisinde bulundu. Yaltak seyirci alkışla olaya destek verdi. Selim ormandan yakalanıp getirildi. Canlı yayında baş-göz edildi.

    Şimdi Süperman ve She-Ra isminde iki çocuğu var.
     
    Sinan AYHAN

    Kalmam Artık Buralarda

    Yıllarımı verip okudum, çalıştım, didindim. Ailem beni okutmak için yemedi yedirdi. Giymedi giydirdi. Bu devlete güvenerek, açtığı üniversiteyi hakkımla kazandım ve kendi emeğimle bitirdim.

    Yaklaşık bir senedir, masraf edip yetiştirdiği elemanına bir iş imkanı sağlayamadı. Ben de kendi imkanlarımla iş aradım ancak branşımda bir iş bulamadım…

    Yıllar süren emeklerimi bir tarafa itiyorum. Yıllardır tiksindiğim, kin kustuğum Tele vole kültürü dediğimiz kültüre artık karşı koyamıyorum. Ben sonu olmayan bir yola adım atıyorum artık. O şaşalı, süslü hayat ne yazık ki beni de kendi içine çekti. Ben de tele vole ekranlarında mankenlerle basılmak istiyorum. Ben de istiyorum artık. Benim de 4x4 jeep’in arka koltuğunda yüzünü saklayan metreslerim olsun. Ekranlardan Maraba tele vole diyerek madara olmak istiyorum.

    Dubai Adaları’nda bile Acun Firarda’ya basılmak istiyorum. Varsın kişiliğim beş para etmesin, yüzüme BEY diyenler arkamdan küfretsinler ne yazar. Kedinin uzanamadığı ciğerle alıp-veremediği bir meseleymiş bütün mevzuu der geçerim.. Kedi ile ciğer arasında kalmak istemiyorum. Ben de ünlü olmak, kısa yoldan köşeyi dönmek istiyorum. Oluyorum da.

    Bu belki de burada yazdığım son yazı. Bundan sonra bu köşeye ayıracak vaktim olmayacak. Olsa da yazmam artık. Neden mi? E artık ben eski Sinan olmayacağım. Ünlü olacağım artık. Sinan Bey diyecekler bana…

    Belki daha uyduruk bir gazetede sizin sesinizi halka ulaştırırım ilerleyen yıllarda ama şu sıralar sizinle de ilgilenemem. Size zaman ayıramayacak kadar meşgul ve ünlü olacağım çünkü. İmza günlerime gelirseniz “Zekirdek üyesiyim ben” deyiniz. Çevremde dolaşacak olan 50-60 kadar güvenlik görevlisine talimat verdirir sizleri ön sıralara aldırta bilirim.

    Zekirdek yönetiminden istediğim, bu köşeyi bir zamanlar benim kadar temiz, dürüst, akyağız bir delikanlıya devretmesi olacaktır. Başka bir şey istemiyorum, olamazda zaten. Çünkü ben ünlü oluyorum. Lakin sizin başınız sıkışırda halledemediğiniz bir konu olursa asistanlarımdan birine not bırakınız vaktim olursa bir ara ilgilenebilirim.

    Soyadımı da değiştireceğim. Artık eski saf Sinan’dan eser kalsın istemiyorum. Sinan HOŞSES olarak tanıyacaksınız beni. Menajerim yasaklamıştı ama buradan açıklamakta bir sakınca görmüyorum…

    İmajımı da değiştirdim. Ameliyatla Beynimi aldırdım ben. 6 ay hastane köşelerinde acılar içinde kıvrandım. Hiç biriniz yanımda değildiniz. Ben de şimdi sizi tanımayacağım. Yeni imajım için çok emek verdim ben çok acı çektim ama bunlar çektiğim son açılardı. Geçmişteki değerlerimle birlikte acımalarımı da gömdüm artık geçmişe.

    Müthiş bir de çıkış parçası buldum. Sezen Aksu çok sevdi sesimi, hasta oldu. Duyar duymaz nutku tutuldu garibin. Kendisi belli etmedi ama hissederim ben. Kala kaldı öyle. Fazla dayanamadım o haline. Uzaklaştım hemen oradan. Severim Aksu’yu, kırılsın istemem.

    Sonra karar verdim. Ben sahnelere yeni çıkan biriyim. Hastanenin borcu zaten gırtlakta. O yüzden kendimi toparlamak için önce düğünlerde ve sünnetlerde sahne alacağım. Sonra kendi plak şirketimi kuracağım. Niye ben kazanayım el yesin ama değil mi? Bunca emek verdim ben. Hastanenin borcu zaten gırtlakta. Meşhur olacağım ben. Acılar da çekeceğim belki ama zaten prim yapan da bu değil mi? (BKZ= Küçük Emrah)

    Çıkış parçamın sözlerini de ben yazdım. Esindirik Mustafa gibi oradan buradan araklamadım. Saz ekibine verecek param olmadığı için müziğini de kendim yaptım. Benim acayip bir taklit yeteneğim vardı ama siz yıllardır bunu bile fark etmediniz. Beynimi aldırırken gittiğim Pratisyen Hekim! ses tellerimi çok beğendi nerden baksan bi’ 8-10 santim gelir dedi.

    Miksajı da ben yaptım. Her şey kendi emeğim olsun istedim. Zaten mixlere verecek parada yoktu, hastanenin borçu gırtlakta.

    Albümünün her şeyi bana ait olacak. Öyle ki albüm kapağını bile kendim yaptım. Grafikere verecek para bulamadım. Hastanenin borç gırtlakta zaten.

    Ama göreceksiniz bu alemin kralı ben olacağım. Yepyeni bir tarzla çıkacağım.
    Tekno-Arabesk.
    Manyak bir çalışma oldu.

    Artık tele volelerde beni gördüğünüz zaman işte o bizim Kesik Parmak’tı dersiniz ya da demezsiniz, sizin bileceğiniz bir şey, icabında beni pek bağlamıyor. Ben laylalarda geceleri de Leylalarda olacağım.

    Hastanenin borcu bitene kadar yurt dışında tatile çıkamam ama bilmiyorum, kredi kartına 15-20 ay taksitli bir tur şirketi ile anlaşırsam Dubai’den size ücret alıcılı kart filan atarım.

    Aşağıda Zekirdek için çektirdiğim albüm kapağını veriyorum. Onun altında da çıkış parçamın demosu var. Mustafa esinlenir diye hepsini yayınlayamıyorum. Hastanenin borcu bittikten sonra noterden gidip onaylatacağım.

    Kendinizle gurur duyabilirsiniz. Sinan Hoşses’in doğuşuna tanıklık ettiniz. Aranızdan bazı seçilmiş kişiler elimi tutabilme şerefine nail oldu. Hatta İçinizden birini de bu sıradan hayattan kurtarmaya karar verdim. Hakdiler'i de Menajerim olarak işe aldım. İsmimi açıklamamı istemiyordu ama ben dayanamadım. Ben dayanamayıp ismimi açıklayınca o da dayanamadı bari fotoğrafını da yayınlayalım dedi. O fotoğrafını da yayınlayalım deyince ikimiz dayanamadık çıkış parçamızın demosunu da yayınlayalım yayınlamışken dedik. İkimiz dedik yani. Ama sadece demoyu ikimiz yayınlayalım dedik. İsmi ben yayınlayalım dedim. Hakdiler önce olmaz dedi sonra dayanamadı kendisi, fotoğrafını da yayınlayalım dedi. Bunun üzerine biz, dayanamayıp demoyu yayınladık. Öyle oldu yani. Anlatabildim mi?

    Ben Davul muyum?.mp3